_Chipcomputer.Net_ İSİM SÖZLÜĞÜ_Büyük Arşiv_2008_ page 2
 
29 Ağustos 2008, 06:55:18 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Chip Forum - Türkiye'nin En Hızlı Gelişen Forumu

    Nüfus : 138726
    Rakım : 210732 Mesaj 29300 Konu

 




Konu Bilgileri Kısayollar
Konu Başlığı _Chipcomputer.Net_ İSİM SÖZLÜĞÜ_Büyük Arşiv_2008_
Cevaplar 38
Sonraki Sonraki Konu
Görüntüleyenler pesimist_aybuke ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Görüntülenme 181
Önceki Önceki Konu

Sayfa: 1 [2] 3   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: _Chipcomputer.Net_ İSİM SÖZLÜĞÜ_Büyük Arşiv_2008_  (Okunma Sayısı 181 defa)
pesimist_aybuke ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
insirah_
Özel Üye
*

Cinsiyet: Bay

Rep Gücü: 9
Karizması : 468


Mesaj Sayısı: 1178

Açtığı Konular:244

baffi_ Uyku Hafif Bir Ölüm ,Ölüm Ağır Bir Uykudur.





100% Tamamlandi

Takımım:
Üye ID: 65699

Nerden: İstanBuL
Aktiflik
Seviye
Deneyim
Favori Hayvanım

WWW
Durumum:

Online Online

« Yanıtla #16 : 21 Haziran 2008, 03:04:24 »

O-Ö

OBA: (Tür.) Er. 1. Çadırlarda yaşayan göçebe ailelerin meydana getirdiği topluluk. 2. Genellikle bölmeli göçebe cadın. 3. Yabancı. 4. Zeka ya da yetenekleri olağanüstü işler başaracak kadar üstün olan kimse, dahi. 5. Ova.

OBUZ: (Tür.) Er. 1. Su kaynağı. 2. Akarsulardan oluşan küçük derecik. 3. İki derenin birleştiği dar yer. 4. Karların erimesiyle oluşan ufak dere.

ODHAN: (Tür.) Er. - Atak, hareketli ve canlı lider.

ODKAN: (Tür.) Er. 1. Canlı, coşkulu kimse. 2. Ateş kanlı. 3. Atak. Delidolu

ODMAN: (Tür.) Er. - Ateş gibi canlı, coşkulu, hareketli kimse.

OFLAS: (Tür.) Er. - (bkz. Oflaz).

OFLAZ: (Tür.). 1. İyi, güzel, eksiksiz, tam. 2. Gürbüz, yakışıklı, güzel giyinen. 3. Becerikli. 4. Eflatun rengi. 5. İşe yarar uygun. 6. Cesur kabadayı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

OFLAZER: (Tür.) Er. - Oflaz er. Gürbüz, becerikli, eksiksiz, yiğit.

OGAN: (Tür.). - (bkz. Okan).

OGANER: (Tür.) Er. - Oğan er.

OGÜN: (Tür.). - Anımsanan belirli bir günde doğan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

OĞANER: (Tür.) Er. - Oğan er.

OĞANSOY: (Tür.) Er. - Oğan soy.

OĞUÇ: (Tür.) Er. 1. Oymak. Hısım, akraba. 2. Bereket.

OĞUR: (Tür.) Er. 1. Uğur. 2. Samimi, içten dost. 3. Bir şey yapabilmek için ele geçen zaman ya da elverişli durum.

OĞURALP: (Tür.) Er. - Samimi, içten yiğit.

OĞURATA: (Tür.) Er. - Uğurlu ata.

OĞUŞ: (Tür.) Er. - Erkek çocuk.

OĞUZ: (Tür.) Er. 1. Mübarek, saf ve iyi yaratılışlı. 2. Genç, sağlam, güçlü. 3. Anlayışı kıt, bön. 4. Köylü. Tosun. 5. Türk efsanelerinde geçen büyük bir kahraman. Büyük bir Türk boyu.

OĞUZALP: (Tür.) Er. - Oğuz boyundan, yiğit, savaşçı.

OĞUZATA: (Tür.) Er. 1. Oğuz'a mensup, güçlü yiğit baba. 2. Oğuz kahramanı.

OĞUZBALA: (Tür.) Er. 1. Oğuz çocuğu. 2. Yiğit gürbüz çocuk.

OĞUZBAY: (Tür.) Er. - Oğuz bay.

OĞUZCAN: (Tür.) Er. - Oğuz can.

OĞUZER: (Tür.) Er. - Oğuz er.

OĞUZHAN: (Tür.) Er. 1. Yiğit han, hakan. 2. Oğuz boylarının efsanevi kahramanı.

OĞUZKAN: (Tür.) Er. - Damarlarında Oğuz kanı taşıyan.

OĞUZMAN: (Tür.) Er. - Güçlü, sağlam, iyi yürekli, dost kimse.

OĞUZTAN: (Tür.) Er. - Görkemli, aydınlık.

OĞUZTÜZÜN: (Tür.) Er. 1. Sağlam, yiğit. 2. Yumuşak huylu, sakin.

OKAN: (Tür.) Er. 1. Anlayışlı. Anlama, öğrenme. 2. Tanrı, oğuz.

OKANALP: (Tür.) Er.   1. Anlayışlı yiğit. 2. Tanrısal gücü olan yiğit.

OKANAY: (Tür.) Er. - Okan ay.

OKANDAN: (Tür.) Er. - Tanrı'dan gelen, Tanrı'nın verdiği.

OKANER: (Tür.) Er. - (bkz. Okanalp).

OKATAN: (Tür.) Er. - Ok atan.

OKATAY: (Tür.) Er. - Ok atay.

OKAY: (Tür.). 1. Baht, talih, şans. 2. Bahtlı, talihli. 3. Beğenme. 4. Satürn gezegeni. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

OKBAŞ: (Tür.) Er. - Ok baş.

OKBOĞA: (Tür.) Er. - Hızlı ve boğa gibi güçlü.

OKBUDUN: (Tür.) Er. - Birlik içinde olan. Dürüst soya mensup.

OKCAN: (Tür.) Er. - Canlı, hareketli canı tez.

OKÇUN: (Tür.) Er. - Uzak, öte, uzakta bulunan.

OKDAĞ: (Tür.) Er. - Ok dağ.

OKDEMİR: (Tür.) Er. 1. Demir gibi sağlam ve atak. 2. Demirden yapılmış ok.

OKER: (Tür.) Er. - Hızlı, canlı, hareketli kimse.

OKERGÜN: (Tür.) Er. - Ok ergin.

OKGÜÇ: (Tür.) Er. - Ok gibi güçlü ve hızlı.

OKHAN: (Tür.) Er. - Hızlı, atak ve güçlü lider, han.

OKKAN: (Tür.) Er. - Ok kan.

OKMAN: (Tür.) Er. 1. Ok gibi hızlı, güçlü kimse. 2. Okçu. Kemankeş.

OKSAL: (Tür.) Er. - Ok sal.

OKSALMIŞ: (Tür.) Er. - Ok atmakla meşhur.

OKSAR: (Tür.) Er. - Ok atışına hazırlan.

OKSAY: (Tür.) Er. - Ok ve Say'dan birleşik isim.

OKSEV: (Tür.) Er. - Ok ve Sev'den birleşik isim.

OKSEVEN: (Tür.) Er. - Ok seven.

OKSU: (Tür.) Er. - Hızlı ve düzenli akan su.

OKŞAK: (Tür.) Er. 1. Benzeyiş. 2. Benzeyen, andıran.

OKŞAN: (Tür.) Ka. - Daima övülen, beğenilen insan ol.

OKTAN: (Tür.) Er. - Ok tan.

OKTAR: (Tür.) Er. - Ok tar.

OKTAY: (Tür.) Er.  - Öfkeli, sinirli, kızgın.

OKTUĞ: (Tür.) Er. - Ok tuğ.

OKTUNA: (Tür.) Er. - Ok tuna.

OKTÜRE: (Tür.) Er. - Ok türe.

OKTÜREMİŞ: (Tür.) Er. - Ok türemış.

OKUŞ: (Tür.) Er. 1. Zeka, akıl, anlayışlılık (Öküs'ten). 2. Çağrı, davet.

OKUŞLU: (Tür.) Er. - Zeki, akıllı, anlayışlı.

OKUTAN: (Tür.) Er. - Eğitici, öğretmen.

OKUTMAN: (Tür.) Er. - Okutan, öğreten, öğretmen.

OKUYAN: (Tür.) Er. 1. Okumayı seven. 2. Çağıran, davet eden.

OKYALAZ: (Tür.) Er. - Ateş gibi canlı ve çabuk.

OKYAN: (Tür.) Er. - Ok yan.

OKYANUS: (Yun.) - Ana karaları birbirinden ayıran büyük deniz. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

OKYAR: (Tür.) Er. - Ok yar.

OKYAY: (Tür.) Er. - Ok yay.

OLCA: (Tür.) - Savaşta düşmandan ele geçirilen mal, ganimet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

OLCAY: (Tür.) Ka. - Baht, talih, ikbal.

OLCAYTU: (Tür.) Er. - Bahtlı, şanslı, talihli.

OLCAYTUĞ: (Tür.) Er. - (bkz. Olcaytu).

OLCUM: (Tür.) l. Eli işe yatkın, becerikli, usta. 2. Kendini olduğundan üstün gösteren. 3. Hekimlik taslayan kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

OLDAÇ: (Tür.) Er. - Şişman, büyümeye, gelişmeye elverişli olan.

OLGAÇ: (Tür.) Er. - Olgun, yetişkin, iyi gelişmiş.

OLGUN: (Tür.) - Bilgi, görgü ve hoşgörüsü gelişmiş kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

OLGUNAY: (Tür.) - Olgunay, dolunay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır

OLGUNER: (Tür.) Er. - Olgun er. Yetişmiş, iyi gelişmiş kimse.

OLGUNSOY: (Tür.) Er. - Tanınmış soydan gelen.

OLGUNSU: (Tür.) Er. - Olgunsu

OLSAR: (Tür.) Er. - Adın duyulsun.

OMAÇ: (Tür.) - Hedef, gaye, amaç. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

OMAY: (Tür.) 1. Seçkin, seçilmiş. 2. Özet, öz. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ONAR: (Tür.) - Daha iyi bir duruma giren, mutlu olan. Hastalıktan, dertten kurtulan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ONARAN: (Tür.) Er. 1. Düzelten, yararlı bir duruma getiren. İyileştiren, tedavi eden. 2. Başaran, bitiren.

ONAT: (Tür.) 1. İyi, güzel, düzgün. 2. İyi yaratılışlı. 3. Doğru, dürüst nitelikli. 4. Kolay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ONATKAN: (Tür.) Er. - Onat kan. Temiz, dürüst soydan gelen.

ONATSÜ: (Tür.) Er. - Güzel, dürüst asker. Nitelikli asker.

ONAY: (Tür.). -Uygun bulma, onaylama. Uygun yerinde. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ONBULAK: (Tür.) Er. - On bulak.

ONGAR: (Tür.) Er. - Kurtuluş.

ONGAY: (Tür.) Er. - Kolay.

ONGU: (Tür.) Ka. 1. Gönül rahatlığı, mutluluk, sağlık. 2. Bayındırlık, gelişmişlik.

ONGUN: (Tür.) 1. Eksiksiz, tam. 2. Verimli, bol, Bayındır. 3. Kutlu, uğurlu, beğenilen. 4. Kurtulmuş, onmuş. 5. Gelişmiş, gürbüz. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ONGUNALP:  (Tür.) Er.  - Kutlu, uğurlu, beğenilen yiğit.

ONGUNER: (Tür.) Er. - Gelişmiş, gürbüz genç.

ONGUNSU: (Tür.) Er. - Bol ve gür akan su.

ONGÜNER: (Tür.) Er. - Ongün-er.

ONGÜNEŞ: (Tür.) Er. - Ongün-eş.

ONUK: (Tür.) Er. - Sevgili, aziz.

ONUKER: (Tür.) Er. - Onuk er. Sevilen, sevgili insan, saygı değer.

ONUKTEKİN: (Tür.) Er. - Sevilen, sayılan güvenilir, emin insan.

ONUL: (Tür.) - İyileş, iyi ol, sağlıklı ol. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ONULTAN: (Tür.) Er. - İyileştiren, düzelten, sağlığına kavuşturan.

ONUR: (Tür.) Er. 1. İnsanın kendisine karşı duyduğu saygı. 2. Başkalarının gösterdiği saygının dayandığı değer, şeref.

ONURAD: (Tür.) Er. - Onuruyla tanınmış ad.

ONURAL: (Tür.) Er. - Şan, şeref kazan.

ONURALP: (Tür.) Er. - Onuruyla tanınmış kimse. Yiğit ve onurlu.

ONURHAN: (Tür.) Er. - Onurlu han, hükümdar.

ONURKAN: (Tür.) Er. - Onurlu, soylu kandan gelen.

ONURSAL: (Tür.) Er. - Onurla ilgili. Saygı için verilen san.

ONURSAN: (Tür.) Er. - Onuruyla tanınmış, şerefli.

ONURSAY: (Tür.) Er. - Onur say.

ONURSEV: (Tür.) Er. - Onur sev.

ONURSOY: (Tür.) Er. - Onurlu soydan gelen.

ONURSU: (Tür.) Er. - Onur su.

ONURSÜ: (Tür.) Er. - Onurlu asker.

ORAK: (Tür.) Er. 1. Ekin biçme zamanı, hasat. 2. Ekin biçme aracı.

ORAL: (Tür.) Er. - Kuleyi, şehri ele geçir, zaptet.

ORALMIŞ: (Tür.) Er. Kale, şehir almış.

ORAN: (Tür.) Er. 1. Ölçü, nispet, derece. Ölçülü, hesaplı. 2. Tahmin. 3. Anlayışlı. 4. Abartma, abartı. 5. Özel işaret, nişan.

ORAY: (Tür.) 1. Ateş gibi kızıl renkte ay. 2. Şehirli, şehirde yaşayan. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ORBAY: (Tür.) Er. - Ordu komutanı. Ordu beyi.

ORBEK: (Tür.) Er. - Şehir beyi.

ORBEY: (Tür.) Er. - Bekçi muhafız.

ORCAN: (Tür.) Er. 1. Bey can. 2. Üstün, kıdemli kişi.

ORCANER: (Tür.) Er. - (bkz. Orcan).

ORÇUN: (Tür.) Er. - Ardıllar, halefler.

ORGUN: (Tür.) Er. - Gizli saklı.

ORGUNALP: (Tür.) Er. - Orgun alp.

ORGUNTAY: (Tür.) Er. - Orgun tay.

ORGÜL: (Tür.) Ka. - Ateş gibi kırmızı renkte gül.

ÖRGÜN: (Tür.) Er. - Sıcak gün.

ORGUNALP: (Tür.) Er. - Örgün alp.

ORHAN: (Tür.) Er. - Şehrin yöneticisi, hakimi. Orhan Gazi: Osmanlı imparatorluğunun ikinci padişahı.

ORHON: (Tür.) Er. - (bkz. Orhun).

ORHUN: (Tür.) Er. 1. Orta Asya'da bir ırmak. 2. Orta Asya Türklerinin kullandığı en eski yazı. 3. Yüksek, yüce Hun anlamında.

ORKAN: (Tür.) Er. - Or kan.

ORKİDE: (Fran.) Ka. - Çiçeklerinin güzelliği nedeniyle seralarda yetiştirilen değerli bir süs bitkisi.

ORKUN: (Tür.) Er. - (bkz. Or hun).

ORKUT: (Tür.) Er. - Kutlu, uğurlu şehir.

ORKUTAY: (Tür.) Er. - Or kut ay.

ORTAÇ: (Tür.) Er. 1. Tepe, ozanların bulunduğu. 2. Mirasçı. 3. Veliaht. 4. Sıfat fiiller.

ORTAN: (Tür.) Er. - Ateş renginde kızıl tan.

ORTANCA: (Tür.) 1. Pek çok türü bulunan süs bitkisi. 2. Yaş bakımından üç kardeşin büyüğü ile küçüğü arasındaki kardeş. İsim olarak kullanılmaz.

ÖRTÜN: (Tür.) Er. - Ortanca kardeş.

ORTUNÇ: (Tür.) Er. - Ateş renginde tunç.

ORUÇ: (Tür.) Er. - İslam'ın beş şartından birisidir. Tan yerinin ağarmasından güneş batana kadar Allah rızası için yiyip içmekten cinsi münasebetten sakınmak. İbadet. Savm. -Oruç Reis; Önceleri Cezayir'de olup daha sonra Osmanlı donanmasına katılan ünlü denizci.

ORUK: (Tür.) Er.l. Aile, oymak. Göçmen olarak gelip bir yere yerleşen. 2. Yol, çare, imkan.

ORUN: (Tür.) Er. 1. Özel, yer. Önemli bir görevlinin çalıştığı yer, makam. 2. Gizli, habersiz. 3. Huy, yaratılış.

ORUS: (Tür.) Er. - Eski uygur adlarındandır. "Talih, baht, saadet" anla­mındadır.

ORUZ: (Tür.) Er. - Düşün, düşünce.

OSKAN: (Tür.) Er. - Akıllı.

OSKAY: (Tür.) - Neşeli, mutlu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

OSMAN: (Ar.) Er. 1. Bir tür kuş ya da ejderha. 2. Hz. Muhammed (s.a.s)'in damadı ve Hz. Ömer'den sonra devlet başkanı olan III. halife. 3. Osmanlı devletinin kurucusu, Osman Gazi.

OTAC: (Tür.). - Hekim, doktor. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

OTARAN: (Tür.) Er. - Hayvanları otlatan çoban.

OTAY: (Tür.) - Ateş renginde ay. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

OYA: (Tür.) Ka. 1. Genellikle ipek ibrişim kullanılarak iğne, mekik, tığ ya da firkete ile yapılan ince dantel. 2. İnce, güzel, nazik.

OYAL: (Tür.) - Oy al. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

OYALP: (Tür.) Er. - Oy alp.

OYANALP: (Tür.) Er. - Oğan alp. Güçlü yiğit.

OYHAN: (Tür.) Er. - Oy han.

OYKAN: (Tür.) Er. - Oy kan.

OYKUT: (Tür.) Er. - Oy kut.

OYLUM: (Tür.) 1. Vadi, koyak. Çukur, oyuk. 2. Bir cismin uzayda kapladığı boşluk. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

OYMAN: (Tür.) Er. - Görüş, düşünce sahibi.

OYTUN: (Tür.) 1. Kutsal, mübarek. 2. Beğenilen, güzel yer. Alçak yer, ova. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

OYTUNÇ: (Tür.) Er. - Oy tunç.

OYUM: (Tür.) - Oymak işi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

OZAN: (Tür.) Er. 1. Şiir yazan, şair. Halk şairi. 2. Şakacı, tatlı, güzel konuşan.

OZANALP: (Tür.) Er. - Şiir söyleyen tatlı dilli yiğit.

OZANER: (Tür.) Er. - Ozan er.

OZANSOY: (Tür.) Er. - Güzel konuşan, şiir yazan bir soydan gelen.

OZANSÜ: (Tür.) Er. - Güzel konuşan, şiir yazan asker.

OZGAN: (Tür.) Er. - Öne geçen, kazanan, başarılı.









ÖCAL: (Tür.) Er..- Yapılan kötülü­ğün acısını çıkar, öcünü al.

ÖCALAN: (Tür.) Er. - İntikam alan.

ÖDÜL: (Tür.) l Bir basan ya da iyilik karşısında verilen armağan. 2. Yarışma veya müsabakalarda bir tarafın, kazanana verdiği hediye, mükafat. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖGE: (Tür.) 1. Çok akıllı. Yaşlı kimse. 2. Bir ulusun büyüğü, ileri geleni. 3.. Hekim. 4. Ün, şöhret. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖGEDAY: (Tür.) Er. 1. Çok akıllı, bilgili. 2. Moğol hükümdarı Cengiz Han'ın oğlu.

ÖGER: (Tür.) Er. - Akıllı, bilgili kimse.

ÖGET: (Tür.) - Beğenilen, aranılan, övülen, iyi güzel. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖGETÜRK: (Tür.) Er. - Akıllı, bilgili Türk.

ÖĞÜN: (Tür.) 1. Kendini yücelt, gurur duy. 2. Zaman vakit. 3. Kez, defa. 4. Önde, ileride olan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖĞÜT: (Tür.) - Bir kimseye yapması ya da yapmaması gereken şeyler için söylenen söz. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖKE: (Tür.) Er. - (bkz. Öge).

ÖKER: (Tür.) Er. - Akıllı kimse.

ÖKKEŞ: (Ar.) Er. 1. Erkek örümcek. 2. Bir dağ adı.

ÖKLÜ: (Tür.) Er. - Akıllı.

ÖKMEN: (Tür.) Er. - Akıllı, zeki, bilgili kimse.

ÖKMENER: (Tür.) Er. - Akıllı, bilgili kimse.

ÖKTEM: (Tür.) Er. - Güçlü, onurlu, gösterişli, korkusuz.

ÖKTEMER: (Tür.) Er. - (bkz. Öktem).

ÖKTEN: (Tür.) Er. - Akıllı, bilgili, fazıl, kahraman, cesur.

ÖKTÜRK: (Tür.) Er. - Akıllı, güçlü Türk.

ÖMER: (Ar.) Er. - İslam Devleti'nin II. Halifesi Ömer b. Hattab. Dünya durdukça adaletinden dolayı ondan bahsedilecek. Cennetle müjdelenmiştir. Hak ile Batılı çok iyi ayırt edebilen bir alim olduğu için Ömeru'1-Faruk adını almıştır.

ÖMÜR: (Ar.) 1. Hayat müddeti, yaşama süresi. 2. Hayat, dirilik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖMÜRAL: (a.t.i.) Er. - Uzun ömürlü ol.

ÖMÜRCAN: (a.t.i.) - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖNAL: (Tür.) Er. - İleri git, lider ol anlamında.

ÖNAY: (Tür.) - Ayın ilk günlerindeki hali, hilal. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖNAYDIN: (Tür.) Ka. - Ön aydın.

ÖNCEL: (Tür.) 1. Birine göre kendinden önce yerini tutmuş olan kimse. 2. Bizden önce yaşamış olanlar. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖNCÜBAY: (Tür.) Er. - Klavuz, rehber, önder kişi.

ÖNDER: (Tür.) - Bir davada, fikri siyasi bir harekette önde giden, önayak olan, kitleyi idare eden kimse, lider, şef. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖNEL: (Tür.) - Bir işin tamamlanması için verilen süre, vade, mühlet. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖNEN: (Tür.) - Hak, adalet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖNER: (Tür.) 1. Önde gelen, başta gelen. 2. Yön. 3. Sıra. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖNGAY: (Tür.) - Jüpiter gezegeni. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖNGEL: (Tür.) Er. - Ağır başlı.

ONGEN: (Tür.) - Basan, zafer. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖNGÜ: (Tür.) Er. 1. İlk, önce, önceki. 2. Direnme, inat.

ÖNGÜL: (Tür.) 1. Direnen, inatçı kimse. 2. Ön ayak olan, teşvik eden. 3. Kılavuz. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖNGÜT: (Tür.) Er. 1. Saklanarak yanaşma, izinden yürüme. 2. Hücum etmek için elverişli yer.

ÖNKAL: (Tür.) Er. - Ön kal.

ÖNNUR: (Tür.) Ka. - Ön nur.

ÖNSAL: (Tür.) Er. - Ön sal.

ÖNSOY: (Tür.) Er. - İlk soy.

ÖNÜR: (Tür.) - Kendinden önceki, eski. Öne geçen, ileriye giden. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖREN: (Tür.) 1. Eski yapı ya da kent kalıntısı. 2. Şehir kent. Köy. 3. Bitek ova. 4. Ormanlık yer. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖRENEL: (Tür.) Er. - Cömert ve geniş el.

ÖRENER: (Tür.) Er. - Geniş, güven veren yiğit.

ÖRENGÜL: (Tür.) Er. - Yaban gülü.

ÖRGEN: (Tür.) Er. 1. Organ. 2. İnce halat, urgan.

ORSAN: (Tür.) Er. - Yüce adı olan.

ÖRSEL: (Tür.) Er. - Ör sel.

ÖTÜKEN: (Tür.) Er. 1. Oğuz destanında Tiyenşan dağlarıyla Orhun havzası arasında bulunduğu belirtilen, ormanlık kutsal bölge. 2. Moğolca'da yer Tanrıçası. - İsim olarak kullanılmaz.

ÖVEÇ: (Tür.) Er. - 2, 3 yaşındaki erkek koyun.

ÖVÜNÇ: (Tür.) - Övünmeye yol açan, övünülecek şey. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖYMEN: (Tür.) Er. - Evcimen, evine bağlı.

ÖZ: (Tür.) 1. Bir kimsenin betiği, manevi varlığı. 2. Bir şeyin temel öğesi. 3. Kan bağı ile bağlı olan. 4. Katıksız, an. 5. Çay, dere. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZAK: (Tür.) Er. - Öz ak. Özü temiz, doğru kimse.

ÖZAKAN: (Tür.) Er. - Öz akan.

ÖZAKAY: (Tür.) - Öz akay. Özü temiz kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZAKIN: (Tür.) Er. - Öz akın.

ÖZAKINCI: (Tür.) Er. - Öz akıncı.

ÖZAKTUĞ: (Tür.) Er. - Beyaz tuğ.

ÖZAL: (Tür.) Er. - Öz al.

ÖZALP: (Tür.) Er. - Özünde yiğit olan kimse.

ÖZALPMAN: (Tür.) Er. - Özünde yiğit olan kimse.

ÖZALPSAN: (Tür.) Er. - Yiğitliğiyle tanınan kimse.

ÖZALTAN: (Tür.) - Sabah seher vöaktinde göğün kızıllaşarak aydınlanması. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZALTAY: (Tür.) Er. - Altaylara mensup. Öztürk.

ÖZALTIN: (Tür.) - Özü altın gibi değerli olan kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZALTUĞ: (Tür.) Er. - Kırmızı tuğ.

ÖZAN: (Tür.) Ka. - Öz an.

ÖZARI: (Tür.) - Arı gibi çalışkan kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZARKIN: (Tür.) Er. - Öz arkın.

ÖZASLAN: (Tür.) Er. - Aslan gibi güçlü, soylu kimse.

ÖZATA: (Tür.) Er. - Ata ve Öz kelimelerinden birleşik isim.

ÖZATAY: (Tür.) Er. - Özü herkesçe tanınan kimse.

ÖZAY: (Tür.). - Özü ay gibi temiz, parlak, aydınlık kimse.

ÖZAYDIN: (Tür.) - Özü temiz, aydınlık kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZBAL: (Tür.) Er. - Balın özü. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZBALA: (Tür.) Er. - Öz çocuk.

ÖZBAŞ: (Tür.) Er. - Öz baş.

ÖZBAŞAK: (Tür.) Ka. - Öz başak.

ÖZBATU: (Tür.) Er. - Öz batu.

ÖZBAY: (Tür.) Er. - Yiğit, Türk Alpi.

ÖZBEK: (Tür.) 1. Yiğit, cesur, özü güçlü. 2. Orta Asya'da yaşayan bir Türk boyu ve bu boydan olan kimse. 3. Dere, çay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZBEKKAN: (Tür.) Er. - Özbek soyundan gelen.

ÖZBEN: (Tür.) - Soyluluk ve asalette öz, temel. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZBERK: (a.f.i.) Er. - Özü güçlü kimse.

ÖZBEY: (Tür.) Er. - (bkz. Özbay).

ÖZBİL: (Tür.) - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZBİLEK: (Tür.) - Güçlü bilek. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZBİLEN: (Tür.) - Kendisi bilen, kendiliğinden bilen. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZBİLGE: (Tür.) - Bilgelik taşıyan. Doğasında bilgelik bulunan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZBİLGİN: (Tür.) - Öz bilgin. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZBİLİR: (Tür.) - Asıl bilgiye ulaşan, temel bilgi sahibi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZBİR: (Tür.) Er. - Soy, temel, asıl birliği.

ÖZBOĞA: (Tür.) Er. - Öz boğa.

ÖZCAN: (Tür.) - Candan, samimi, içten. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZCANAN: (t.f.i.) Ka. - Kişiye en yakın, sevgili.

ÖZCEBE: (Tür.) Er. - Zırh, cevşen, silah, mühimmat işleriyle uğraşan.

ÖZÇAM: (Tür.) Er. - Öz çam.

ÖZÇELİK: (Tür.) Er. - Özü çelik gibi sert ve güçlü.

ÖZÇEVİK: (Tür.) Er. - Canlı, çevik, hareketli kimse.

ÖZÇIN: (Tür.) Er. - Özü doğru, saf, temiz kimse.

ÖZÇINAR: (Tür.) Er. - Öz çınar.

ÖZDAĞ: (Tür.) Er. - Öz dağ.

ÖZDAL: (Tür.) - Öz dal. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZDAMAR: (Tür.) Er. - Öz damar.

ÖZDEĞER: (Tür.) Er. - Bir şeyin gerçek değeri.

ÖZDEK: (Tür.) Er. 1. Temel, esas, kök. 2. İç, öz, çekirdek. 3. Madde.

ÖZDEL: (Tür.) - Hediye. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZDEMİR: (Tür.) Er. - Özü demir gibi güçlü.

ÖZDEN: (Tür.) 1. Soyca temiz, köleliği olmayan, özgür. 2. Özle, özvar-lıkla, gerçekle ilgili. 3. Suların geçtiği yer, su geçidi. 4. Özsu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZDENER: (Tür.) Er. - Özden er.

ÖZDEREN: (Tür.) Ka. - Öz deren.

ÖZDEŞ: (Tür.) - Her türlü nitelik bakımından eşit olan, benzer olan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZDİL: (Tür.) Er. - Gönülden, içten.

ÖZDİLEK: (Tür.) - Candan dilenen dilek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZDİLMAÇ: (Tür.) Er. - Tercüman, çevirmen.

ÖZDİNÇ: (Tür.) Er. - Özlü, canlı, dinç olan kimse.

ÖZDİNÇER: (Tür.) Er. - Özü canlı, dinç olan kimse.

ÖZDOĞA: (Tür.) Er. - Gerçek, bozulmamış tabiat.

ÖZDOĞAL: (Tür.) Er. - Öz doğal.

ÖZDOĞAN: (Tür.) Er. - Öz doğan.

ÖZDOĞRU: (Tür.) Er. - Özünden temiz, dürüst kimse.

ÖZDORU: (Tür.) Er. - Öz doru.

ÖZDORUK: (Tür.) Er. - Zirve. Yüksek şahsiyet.

ÖZDURAN: (Tür.) Er. - Öz duran.

ÖZDURDU: (Tür.) Er. - Öz durdu.

ÖZDURU: (Tür.) Er. - Özü duru, katıksız olan.

ÖZEK: (Tür.) 1. Güç. 2. Çalışkan. 3. Küçük dere. 4. Ağacın, bitkinin özü, içi. Bitki filizi. 5. Bir şeyin ortası. 6. Sel yarıntısı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZEKAN: (Tür.) Er. - Öze kan.

ÖZEL: (Tür.) - Öz el. l. Yalnız bir kişiye, bir şeye ait ya da ilişkin olan. Devlete değil, kişiye ait olan. 2. Her zaman görülenden, olağandan farklı, dikkate değer. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZEN: (Tür.) 1. Bir işin elden geldiğince iyi olması için gösterilen çaba. 2. İçerlek, tam orta, en içeride olan. 3. İlk söz. 4. Bir birine yakın iki dağın arasındaki uzaklık, ara. Dere, ırmak. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZENAY: (Tür.) Ka. - Özen ay.

ÖZENDER: (Tür.) Er. - Ender bulunan yaratılışta olan, değerli.

ÖZENGİN: (Tür.) Er. - Özü engin, geniş ve derin.

ÖZENGÜL: (Tür,) Ka. - Özen gül.

ÖZENİR: (Tür.) Ka. - Çaba gösteren, en iyisini yapmaya çalışan.

ÖZENLİ: (Tür.) Er. - Özenle çalışan kimse.

ÖZER: (Tür.) - Yiğit, doğru kimse. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZERCAN: (Tür.) Er. - Özer can.

ÖZERDAL: (Tür.) Er. - Öz er dal.

ÖZERDEM: (Tür.) Er. - Bütün erdemleri özünde toplayan.

ÖZERDİM: (Tür.) Er. - Özüne erdim, ulaştım.

ÖZERDİNÇ: (Tür.) Er. - Özünde canlı, dinç olan erkek.

ÖZEREK: (Tür.) Er. - Asıl amaç, ulaşılmak istenen şey.

ÖZERHAN: (Tür.) Er. - Yiğit, cesur han.

ÖZERK: (Tür.) Er. - Kendi kendini yönetme yetkisi olan.

ÖZERKİN: (Tür.) Er. - Özgür, güçlü kimse.

ÖZERKMEN: (Tür.) Er.   Özünde güçlü olan.

ÖZERMAN: (Tür.) Er. - 1. Bir şeyi çok isteyen. 2. Pişmanlık duyan.

ÖZEROL: (Tür.) Er. - Gerçek yiğit ol.

ÖZERTAN: (Tür.) Er. - Öz ertan.

ÖZERTEM: (Tür.) Er. - Özünde erdemli olan.

ÖZGE: (Tür.). 1. Başka, gayrı, diğer. Yabancı, ağyar. 2. İyi, güzel. 3. İki dağ arasındaki dereciklerin birleştiği yer, derenin başlangıcı. 4. Şakacı. 5. Cana yakın, sıcakkanlı. 6. Yürekli, gözü pek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZGEBAY: (Tür.) Er. - İyi, güzel, yürekli erkek.

ÖZGEER: (Tür.) Er. - İyi güzel erkek.

ÖZGEN: (Tür.) - Özü geniş, rahat, sakin kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZGENALP: (Tür.) Er. - Sakin, ağırbaşlı yiğit.

ÖZGENAY: (Tür.) - (bkz. Özgenay). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZGENÇ: (Tür.) Er. - Öz genç.

ÖZGENER: (Tür.) Er. - (bkz. Özgenalp).

ÖZGER: (Tür.) - İyi, güzel kimse. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZGİRAY: (Tür.) Er. - Kuvvetli, kudretli yiğit. Kırım hanlarının kullandığı isimlerden.

ÖZGÜ: (Tür.) 1. Kutsal. 2. Özellikle birine ya da bir şeye ait olan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZGÜÇ: (Tür.) Er. - Temel güç. Ana kuvvet.

ÖZGÜL: (Tür.) Ka. 1. Özü gül gibi olan. 2. Özellikle bir türe ait olan.

ÖZGÜLAY: (Tür.) Ka. - Öz gül ay.

ÖZGÜLEÇ: (Tür.) - Güler yüzlü, içten gülen kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZGÜLER: (Tür.) Ka. - Öz güler.

ÖZGÜLÜM: (Tür.) Ka. - Öz gülüm.

ÖZGÜN: (Tür.) - Nitelikleri bakımından benzerlerinden ayrı ve üstün olan. Yalnız kendine özgü bir nitelik taşıyan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZGÜNAY: (Tür.) Özgün ay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZGÜNEL: (Tür.) Ka. - Üstün, kerem sahibi cömert el.

ÖZGÜNER: (Tür.) Er. - Öz güner.

ÖZGÜNEŞ: (Tür.) - Güneş gibi parlak ve kapsamlı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZGÜR: (Tür.) 1. Kendi kendine hareket etme, davranma karar verme gücü olan. 2. Tutuklu olmayan, hür. Başkasının kölesi olmayan. Bağımsız. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZGÜRCAN: (Tür.) Er. - Özgürlüğüne düşkün kimse.

ÖZGÜREL: (Tür.) Er. - Özgür davranan kimse.

ÖZGÜVEN: (Tür.) - Kendine güve­nen. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZHAKAN: (Tür.) Er. - Hakan soyundan gelen.

ÖZHAN: (Tür.) Er. - Hükümdar soyundan gelen.

ÖZİL: (Tür.) - Gerçek ülke. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZİLHAN: (Tür.) Er. - Ülkenin hanı, reisi.

ÖZİLTER: (Tür.) Er. - Yurdun gerçek savunucusu, koruyucusu.

ÖZİNAL: (Tür.) Er. - Gerçek arkadaş, dost.

ÖZİNAN: (Tür.) - Özden gelen inanç, iman. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZKAN: (Tür.) Er. - Temiz kan, soylu kimse.

ÖZKAR: (Tür.) Er. - Öz kar.

ÖZKAYA: (Tür.) Er. - Öz kaya.

ÖZKAYRA: (Tür.) Er. - İçten gelen bağış, iyilik.

ÖZKE: (Tür.) - Sağlam, sağlıklı. Temiz yürekli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZKENT: (Tür.) Er. - Öz kent.

ÖZKER: (Tür.) Er. - Sağlam, temiz yürekli er.

ÖZKOÇ: (Tür.) Er. - Cesur, savaşkan yapılı..

ÖZKÖK: (Tür.) Er. 1. Esas, temel, kaynak. 2. Neslin geldiği soy ağacı.

ÖZKUL: (Tür.) Er. - Gerçek kul. Hakkıyla ibadet eden kul.

ÖZKURT: (Tür.) Er. - Öz kurt.

ÖZKUT: (Tür.) Er. - Kutsanmış, kadr sahibi.

ÖZKUTAL: (Tür.) Er. - Gerçek mutluluk senin olsun.

ÖZKUTAY: (Tür.) Er. - Özü uğurlu ve ay gibi parlak olan.

ÖZKUTLU: (Tür.) Er. - Kutlu olan şeyin kendisi. Özü kutlu, uğurlu olan.

ÖZKUTSAL: (Tür.) Er. - Öz kutsal.

ÖZLEK: (Tür.) 1. Toprağın özlü, verimli yeri. 2. Zaman. 3. Doğa üstü güç, felek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZLEM: (Tür.) Ka. - Yeniden görme, tekrar kavuşma arzusu, hasret tahassür. Bir şeye karşı duyulan istek, meyil.

ÖZLEN: (Tür.) 1. Su kaynağı. Küçük dere. 2. Ağaç kökü. 3. Özlenecek kadar sevilen bir kişi ol. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZLÜ: (Tür.) Er. 1. Özü benliği olan. 2. İçten gerçek. 3. Verimli.

ÖZLÜER: (Tür.) Er. - Şahsiyet sahibi, olgun kişi.

ÖZMEN: (Tür.) - Özlü kimse, özü iyi, sağlam kişilikli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZMERT: (Tür.) Er. - Mert yapılı.

ÖZMUT: (Tür.) Er. - Yapısında mutluluk olan.

ÖZNUR: (Tür.) - Özü ışıklı, aydınlık kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZOĞUL: (Tür.) Er. - Öz oğul.

ÖZOĞUZ: (Tür.) Er. - Oğuz'a mensup. Oğuz'a ait.

ÖZOK: (Tür.) Er. - Özü ok gibi güçlü olan.

ÖZOL: (Tür.) Er. - Özün değişmesin, göründüğün gibi ol.

ÖZOZAN: (Tür.) Er. - Gerçek şair.

ÖZÖĞE: (Tür.) Er. - Bir şeyin aslı, özü.

ÖZÖNDER: (Tür.) Er. - Gerçek önder.

ÖZÖZ: (Tür.) - Gönlü geniş kimse. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZPALA: (Tür.) Er. - Pala gibi sert ve keskin kişilikli.

ÖZPEKER: (Tür.) Er. - Özünde çok güçlü olan yiğit.

ÖZPINAR: (Tür.) - Öz pınar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZPOLAT: (Tür.) Er. - Özü çelik gibi sağlam olan.

ÖZPULAT: (Tür.) - (bkz. Özpolat).

ÖZSAN: (Tür.) - Adı duyulmuş ünlü. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZSEL: (Tür.). - Özle ilgili, öze ilişkin. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZSELEN: (Tür.) - Gerçek haber. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZSEVİ: (Tür.) - İçten gelen sevgi. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZSU: (Tür.) - Bitki ve hayvan dokularında bulunan sıvılara verilen ad. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZSUNGUR: (Tür.) Er. - Sakin, soğukkanlı yapısı olan.

ÖZSÜ: (Tür.) Er. - Gerçek asker. Askeri kişilik ve yapı sahibi.

ÖZSÜER: (Tür.) Er. - (bkz. Özsü).

ÖZŞAHİN: (Tür.) Er. - Şahin gibi güçlü, atak, çabuk yapılı.

ÖZŞAN: (Tür.) Er. - Öz şan.

ÖZŞEN: (Tür.) Er. - Şen yapılı.

ÖZTAN: (Tür.) Er. - Karanlığı bitiren, aydın başlangıç.

ÖZTANIR: (Tür.) Er. - Gerçeği ayırabilen.

ÖZTARHAN: (Tür.) Er. - 1. Büyük nüfuz sahibi. 2. Komutan, han. 3. Toprak zengini. - (bkz. Tarhan).

ÖZTAŞ: (Tür.) Er. - Öz taş.

ÖZTAY: (Tür.) Er. - Öz tay.

ÖZTAYLAN: (Tür.) Er. - (bkz. Taylan).

ÖZTEK: (Tür.) Er. - Öz tek.

ÖZTEKİN: (Tür.) Er. - Yapısında emniyet ve güven taşıyan.

ÖZTEN: (Tür.) Ka. - Öz ten.

ÖZTİMUR: (Tür.) Er. - Özü demir gibi güçlü.

ÖZTİN: (Tür.) Er. - Ruhun özü. Sağlam bir ruh yapısı olan.

ÖZTİNEL: (Tür.) Er. - Öz tinel.

ÖZTİNER: (Tür.) Er. - Ruhsal yönden sağlıklı erkek. (bkz. Tiner).

ÖZTOYGAR: (Tür.) Er. - (bkz. Toygar).

ÖZTUNA: (Tür.) - (bkz. Tuna). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZTUNÇ: (Tür.) Er. - Özü tunç gibi güçlü olan.

ÖZÜAK: (Tür.) Er. - Özü tertemiz olan kişi

ÖZÜDOĞRU: (Tür.) Er. - Dürüst ve doğruluğu ilke edinen.

ÖZÜM: (Tür.) - Kardeş gibi tutulup sevilen. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZÜN: (Tür.) 1. Hakkıyla kazanılmış ün. 2. Şiir. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZÜPEK: (Tür.) Er. - Ruhen güçlü.

ÖZVER: (Tür.) Er. - Öz ver.

ÖZVERDİ: (Tür.) Er. - Öz verdi.

ÖZVEREN: (Tür.) Er. - Özveride bulunan, fedakar.

ÖZVERİ: (Tür.) - Bir amaç ya da kişi için kendi yararlarından vazgeçme, fedakarlık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZYAY: (Tür.) - Yay gibi çevik ve atılgan yapılı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZYURT: (Tür.) - Anavatan, anayurt. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZYUVA: (Tür.) - Ata evi, dönülecek asıl yer. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

ÖZYÜREK: (Tür.) Er. - Güçlü korkusuz.

Logged

Konsun yine pervazlara güvercinler...Hu hu lara karışsın aminler...Mübarek akşamdır gelin ey Fatihalar... Yasinler..


İMAN ETMEK İÇİN MUCİZE GÖRMEYİ İSTEYENLER


Olanca yeminleriyle, eğer kendilerine bir ayet gelse, kesin olarak ona inanacaklarına dair Allah’a yemin ettiler. De ki: “Ayetler, ancak Allah katındadır; onlara (mucizeler) gelse de kuşkusuz inanmayacaklarının şuurunda değil misiniz? (En’am Suresi, 109)

Bir de derler ki: “Rabbinden üzerine bir ayet (mucize) indirilse ya!..” De ki: “Gayb yalnızca Allah’indir, siz bekleyedurun; ben de sizlerle birlikte bekleyenlerdenim.” (Yunus Suresi, 20)

Ve derler ki: “Ona bir melek indirilmeli değil miydi?” Eğer bir melek indirilseydi, elbette iş bitirilmiş olurdu da sonra kendilerine göz açtırılmazdı.(En’am Suresi.8!)

“Ona Rabbinden bir ayet indirilmeli değil miydi?” dediler. De ki: Şüphesiz Allah, ayet indirmeye güç yetirendir.” Ama onların çoğu bilmezler. (En’am Suresi, 37)
insirah_
Özel Üye
*

Cinsiyet: Bay

Rep Gücü: 9
Karizması : 468


Mesaj Sayısı: 1178

Açtığı Konular:244

baffi_ Uyku Hafif Bir Ölüm ,Ölüm Ağır Bir Uykudur.





100% Tamamlandi

Takımım:
Üye ID: 65699

Nerden: İstanBuL
Aktiflik
Seviye
Deneyim
Favori Hayvanım

WWW
Durumum:

Online Online

« Yanıtla #17 : 21 Haziran 2008, 03:05:30 »

P




PADİŞAH: (Fars.) - Hükümdar.

PAHA: (Tür.) - Değer, fîat, eder, tutar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

PAKALIN: (f.t.i.) Er. - Dürüst, doğru iyi tanınmış kimseler.

PAKAN: (Fars.) Er. 1. Temizler, anlar. 2. Veliler, ermişler, evliya.

PAKEL: (f.t.i.) Er. - İyi işler yapan, doğru kimse.

PAKER: (f.t.i.) Er. - Temiz, dürüst, iyi kimse.

PAKİZE: (Fars.) Ka. - Temiz, saf, halis, lekesiz.

PAKKAN: (f.t.i.) Er. - Temiz soydan gelen kimse.

PAKSAN: (f.t.i.) Er. - Temiz, doğru namuslu tanınmış kimse.

PAKSOY: (f.t.i.) Er. - Temiz soydan gelen.

PAKSU: (f.t.i.) Er. - Temiz su. Billur gibi arı duru, şahsiyetli.

PAKSÜT: (f.ı.i.) Er. - Sütü temiz.

PALA: (Tür.) Er. - Kısa ve geniş kılıç.

PALATEKİN: (Tür.) Er. - Emniyet, güven ve cesaret telkin eden kişi.

PALATİMUR: (Tür.) Er. - Demir pala. Sert ve katı yapılı, güçlü.

PALAY: (Fars.) Er. - Yedek at.

PALAZ: (Tür.) Er. 1. Kimi kuş yavrularının civcivlikten sonraki durumu. 2. Güzel, canlı, gürbüz, şişman. 3. Dağınık.

PALMİYE: (Fran.) Ka. - Süs olarak kullanılan bir nevi hurma ağacı.

PAMİR: (Tür.) Er. 1. Orta Asya'da yükseltisi 7000 m'yi geçen yüksek dağlık külle. 2. (Fars.) Dünyanın çatısı.

PAMİRHAN: (Tür.) Er. - Pamir han.

PAPATYA: (Tür.) Ka. - İlkbaharda çiçek açan, taç yapraklı, beyaz, ortası sarı kümeçli bir kır çiçeği.

PARLA: (Tür.) Ka. 1. Işık saç, ışılda. 2. Ün kazan, tanın.

PARLAK: (Tür.) Ka. 1. Parlayan, ışıldayan. Temiz. 2. Çok başarılı.

PARLANUR: (Tür.) Ka. - Nur gibi parla. Parla nur.

PARLAR: (Tür.) Ka. - Işık saçar, ışıldar, aydınlık verir.

PARSA: (Fars.) Er. 1. Sofu, dinine bağlı. 2. İffetli, namuslu, temiz, doğru.

PARSBAY:  (f.t.i.) Er. - Pars gibi güçlü ve çevik.

PARSHAN: ( f.t.i.) Er. - (bkz. Parsbay).

PARSKAN: ( f.t.i.) Er. - Kanında atılganlık, cesaret ve saldırganlık taşıyan.

PAŞA: (Tür.) Er. 1. Osmanlı devletinde yüksek rütbeli askerlere verilen unvan. General. 2.Uslu, ağırbaşlı.

PAYAM: (Tür.) Er. - Badem.

PAYAN: (Fars.) - Son nihayet. Uç, kenar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

PAYE: (Fars.) 1. Aşama, rütbe, derece. 2. Basamak, merdiven basamağı. 3.. İkizlerin bir yıldızı, cevza burcu. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

PAYİDAR: (Fars.) 1. Saygın, rütbeli. 2. Sağlam, sürekli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

PAYİZ: (Fars.) Er. - Güz, sonbahar. Yaşlılık.

PAYZEN: (Fars.) Er. 1. Tutsak, esir. Suçlu. Ayağına pranga vurulmuş kimse. 2. Rençber.

PAZVANTI: (Fars.) Er. - Osmanlı devletinde, Rumeli bölgesinde gece bekçilerine verilen ad.

PEDÜK: (Tür.) Er. - Yüce, yüksek.

PEHLEVİ: (Fars.) Er. 1. Şehir. 2. Kahraman, yiğit.

PEHLİVAN: (Fars.) Er. 1. Güreşçi. 2. Boylu boslu, iri yan, güçlü kimse, yiğit.

PEKAL: (Tür.) Er. - Pek al.

PEKALP: (Tür.) Er. - Güçlü, sert, kahraman yiğit.

PEKART: (Tür.) Er. - Sağlam dönülmez yemin. Pek ant.

PEKAY: (Tür.) Ka. - Pek ay.

PEKDEĞER: (Tür.) - Çok değerli, çok kıymetli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

PEKDEMİR: (Tür.) Er. - Sert, sağlam, demir gibi.

PEKEL: (Tür.) Er. - Güçlü el. Pek el.

PEKER: (Tür.) Er. - Güçlü kimse. Gözüpek, cesur yapılı.

PEKERGİN: (Tür.) Er. - Olgun kimse.

PEKGÖZ: (Tür.) Er. - Cesur, yiğit.

PEKİN: (Tür.) Er. - Üzerinde kuşku duyulmayan, kesinlikle bilinen, kesin.

PEKİNER: (Tür.) Er. - (bkz. Pekin).

PEKİNTÜRK: (Tür.) Er. - Pekin Türk.

PEKKAN: (Tür.) Ka. - Sağlam temiz kandan gelen. Soylu.

PEKOL: (Tür.) Er. - Sert, sağlam, dayanıklı ol.

PEKÖZ: (Tür.) - Özü sağlam kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

PEKŞEN: (Tür.) - Neşeli, şen-şakrak, mutlu kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

PEKTAŞI: (Tür.) Er. - Güçlü, sert taş.

PEKTAY: (Tür.) Er. - Güçlü, sağlam tay.

PEKTÜRK: (Tür.) Er. - Sağlam ve güçlü Türk.

PEKÜN: (Tür.) Er. - Tanınmış güçlü isim.

PEKÜSTÜN: (Tür.) Er. - Çok üstün, üstünlükte en iyi seviyede olan.

PELİN: (Tür.) Ka. - Birleşikgillerden, keskin ve güzel kokulu, bir çeşit bitki.

PELİT: (Tür.) - Çınar, meşe vb. ağaçların meyvesi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

PEMBE: (Tür.) Ka. - Beyaz ve kırmızının karışmasından oluşan açık renk.

PEMBEGÜL: (Tür.) Ka. - Pembe gül.

PERÇEM: (Fars.) Ka. 1. Kâkül. Yele. 2. Mızrak, bayrak gibi şeylerin başlarına konan püskül.

PERDAH: (Fars.) Er. 1. Cila, parlaklık, parlama. Parlatma, parlaklık verme. 2. Budanmış asmadan yeni süren çubuk.

PEREN: (Fars.) Ka. - Ülker yıldızı, pervin, Süreyya.

PERİ: (Fars.) Ka. 1. Dişi cin (güzel ve iyilik severlik sembolü olarak kabul edilirler). 2. Güzel kadın veya kız.

PERİCAN: (Fars.) Ka. - (bkz. Peri).

PERİDE: (Fars.) Ka. - Uçmuş, soluk, solmuş.

PERİHAN: (Fars.) Ka. - Peri padişahı. Büyücü.

PERİNÇEK: (Tür.) Er. - Özverili, fedakar, sadık.

PERİRU: (Fars.) Ka. - Peri yüzlü, çok güzel.

PERİVEŞ: (Fars.) Ka. - Peri gibi, çok güzel.

PERİZ: (Fars.) Er. 1. Bağırma, haykırma. 2. Su kenarında yetişen yeşil saz, ot.

PERİZAT: (Fars.) Ka. 1. Peri çocuğu. 2. Güzel, çok güzel.

PERİZE: (Fars.) Ka. 1. Kırmızı altın. 2. Ateşte pişirilen ekmek.

PERK: (Tür.) Er. - Katı, sert, güçlü berk.

PERKEL: (Tür.) Er. - Güçlü er.

PERKER: (Tür.) Er. - Güçlü kimse.

PERKİN: (Tür.) Er. - Çok güçlü kuvvetli, sağlam kimse.

PERMUN: (Fars.) Ka. - Bezek, süs.

PERRAN: (Fars.) Ka. - Uçan, uçucu.

PERRİN: (Fars.) Ka. - Nezaket, nazlılık.

PERTAV: (Fars.) Er. 1. Atılma, sıçrama. 2. Uzağa düşen ok.

PERTEV: (Fars.) Er. - Işık. Parlaklık.

PERVA: (Fars.) 1. Korku. Çekingenlik. 2. İlgi, bağ.

PERVER: (Fars.) Er. - Besleyen, besleyici, yetiştiren, yetiştirici, koruyan, terbiye eden.

PERVİN: (Fars.) Ka. - Ülker süreyya.

PERVİZ: (Fars.) Er. 1. Üstün. 2. Elek. Süzgeç. 3. Balık. 4. Güzellik. Cilve. 5. İran hükümdarı Hüsrev'in lakabı.

PESEN: (Tür.) Kırağı, çiğ. Sis. İnce ince yağan kar, çisenti. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

PESENT: (Fars.) Ka. 1. Beğenen, beğenmiş. Beğenme, seçme. 2. Esmerleşmiş. 3. Altın, mat altın.

PESİN: (Fars.) - Sonraki, en son. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

PEŞİN: (Fars.) Er. - Keykubat'ın üçüncü oğlu.

PEŞREV: (Fars.) Er. 1. Türk müziğinin en meşhur saz eseri formu. 2. Güreşten önce güreşçilerin yaptıkları gösteri.

PETEK: (Tür.) Ka. 1. Kovanda arıların içine bal yaptıkları göz, mum tekerleği. Kovan. 2. Minarenin şerefe ile külah arasındaki kısmı. Bacalarda külahın altındaki çıkıntılı kısım.

PEYAM: (Fars.) Er. - Haber, başkasından alınan bilgi, nebe.

PEYAMİ: (Fars.) Er. - Haberle, bilgi ile ilgili.

PEYDA: (Fars.) Ka. - Meydanda açıkta. Hazır, mevcut.

PEYGAMBER: (Fars.) - Allah tarafından kullarına haber götürmekle görevlendirilmiş seçkin insan. Nebi, Rasul. - Yalnız Peygamberlere mahsus bir isimdir.

PEYKAN: (Fars.) Er. - Temren, başak, okun ucundaki sivri demir.

PEYKE: (Fars.) Ka. - Kuru kanepe, tahta sedir.

PEYKER: (Fars.) Ka. - Yüz, surat.

PEYMA: (Fars.) Ka. - Ölçen, ölçücü.

PEYMAN: (Fars.) Er. - Yemin, and, ahd.

PEYMANE: (Fars.) Ka. - Büyük kadeh, şarap bardağı.

PEYREV: (Fars.). - Ardı sıra giden. Arkasından giden, izinden yürüyen. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

PEYZAJ: (Fran.) Ka. - Kır resmi.

PINAR: (Tür.) Ka. - Yerden kaynayıp çıkan su, kaynak, çeşme. Bir suyun çıktığı yer, su başı. Kaynak suyunun devamlı aktığı yer.

PIRILTI: (Tür.) Ka. - Parıldayan şeyin çıkardığı ışık. Anlık ışık geçişi.

PIRLANTA: (hal.) Ka. - Değerli bir tür elmas.

PIRNAL: (Tür.) Ka. - Meşe ağacı çalısı.

PITIRCA: (Tür.) Ka. - Koyu pembe renkli bir bahar çiçeği.

PİNHAN: (Fars.) Ka. - Gizli.

PİRANE: (Fars.) Er. - Yaşlılara yakışır şekilde, olgunca tavır.

PİRAYE: (Fars.) Ka. - Süs, zinet.

PİRUZ: (Fars.) Er. - Kutlu, hayırlı, uğurlu.

PİRUZE: (Fars.) Ka. - Mavi renkli ve değerli bir süs taşı.

PİYALE: (Fars.) Ka. - Kadeh, şarap bardağı.

PLATİN: (Lat.) Ka. - Beyaz ve çok değerli bir maden.

POLAT: (Fars.) Er. - Çelik. Güç, kuvvet.

POLATALP: (Tür.) Er. - Çelik gibi güçlü yiğit.

POLATHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Polatalp).

POLATKAN: (Tür.) Er. - Çelik gibi güçlü soydan gelen.

POLATKILIÇ: (Tür.) Er. - İyi cins çelikten yapılma kılıç.

POYRAZ: (Yun.) 1. Kuzeydoğudan esen soğuk rüzgar. 2. Kuzey.   Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

POZAN: (Tür.) Er. - Üzüm bağı.

PÜRÇEK: (Tür.) Ka. - Şakaklardan sarkan saç, zülüf. Ağaç ve bitkilerin saçak gibi ince kökleri. Oya, püskül, saçak.

PÜRÇİN: (Fars.) Ka. - Çok düşünceli, öfkeli. Kırışık.

PÜRDİL: (Fars.) Er. - Yürekli, cesur.

PÜREN: (Tür.) Ka. - Kimi ağaçlarda yapraklardan ayrı olarak süren ince yaprak. Çalılık ve sık otlu yerler. Sarı, kırmızı, çiçek açan ufak yapraklı anların çok sevdiği bir tür ot. Meşe ağacı filizi.

PÜRFER: (Fars.) Ka. - Çok parlak, aydınlık.

PÜSER: (Fars.) Er. - Oğul, erkek çocuk.
Logged

Konsun yine pervazlara güvercinler...Hu hu lara karışsın aminler...Mübarek akşamdır gelin ey Fatihalar... Yasinler..


İMAN ETMEK İÇİN MUCİZE GÖRMEYİ İSTEYENLER


Olanca yeminleriyle, eğer kendilerine bir ayet gelse, kesin olarak ona inanacaklarına dair Allah’a yemin ettiler. De ki: “Ayetler, ancak Allah katındadır; onlara (mucizeler) gelse de kuşkusuz inanmayacaklarının şuurunda değil misiniz? (En’am Suresi, 109)

Bir de derler ki: “Rabbinden üzerine bir ayet (mucize) indirilse ya!..” De ki: “Gayb yalnızca Allah’indir, siz bekleyedurun; ben de sizlerle birlikte bekleyenlerdenim.” (Yunus Suresi, 20)

Ve derler ki: “Ona bir melek indirilmeli değil miydi?” Eğer bir melek indirilseydi, elbette iş bitirilmiş olurdu da sonra kendilerine göz açtırılmazdı.(En’am Suresi.8!)

“Ona Rabbinden bir ayet indirilmeli değil miydi?” dediler. De ki: Şüphesiz Allah, ayet indirmeye güç yetirendir.” Ama onların çoğu bilmezler. (En’am Suresi, 37)
insirah_
Özel Üye
*

Cinsiyet: Bay

Rep Gücü: 9
Karizması : 468


Mesaj Sayısı: 1178

Açtığı Konular:244

baffi_ Uyku Hafif Bir Ölüm ,Ölüm Ağır Bir Uykudur.





100% Tamamlandi

Takımım:
Üye ID: 65699

Nerden: İstanBuL
Aktiflik
Seviye
Deneyim
Favori Hayvanım

WWW
Durumum:

Online Online

« Yanıtla #18 : 21 Haziran 2008, 03:05:54 »

R


RABBANİ: (Ar.) Er. 1. Allahla ilgili. 2. Kendini bütün varlığıyla Allah'a teslim eden. Putçu inanıştan uzak, şalin amel işleyen, Allah'tan geleni kabul edip, O'nun dinine muhalif olana karşı çıkan.

RABIT: (Ar.) Er. - Rabteden, bağlayan, birleştiren. Nefsini dünyadan menedip ahirete bağlamış olan.

RABITA: (Ar.) Ka. 1. İki şeyi birbirine bağlayan şey, bağ. 2. Münasebet, ilgi. 3. Bağlılık, mensub olma. 4. Sıra, tertip, usul, düzen.

RABİ: (Ar.) Er. - Dördüncü.

RABİA: (Ar.) Ka. 1. Dördüncü. Saatteki salisenin 2. Tanzimattan sonra memurlukta kolağası derecesinde bir rütbe. 3. Ünlü kadın mutasavvuf.

RABİH: (Ar.) Er. - Yararlı, kazançlı, karlı.

RÂCİ: (Ar.) 1. Rica eden, yalvaran, dileyen. 2. Dönen, geri gelen. 3. Nis-bet ve ilgisi bulunan, dokunan.

RACİFE: (Ar.) Ka. - Sur'un kıyamette bütün canlıları öldürecek olan ilk üflenişi.

RACİH: (Ar.) Er. - Değerli, üstün. Fıkıhta: Delil ve Burhanların tercihinde delili öncelik kazanan taraf.

RACİYE: (Ar.) Ka. 1. Rica eden, yalvaran. 2. Umutlu.

RADİ: (Ar.) Er. - Boyun eğen, kabul eden, rıza gösteren.

RADİFE: (Ar.) Ka. - Kıyamette üfürülecek surun ikincisi

RADİYE: (Ar.) Ka. - Rıza gösteren, kabul eden, boyun eğen.

RAFET: (Ar.) Er. - Acıma, merhamet etme, esirgeme anlamında. Kur'an-ı Kerim'de Nur suresi 2. ayet. Hadid suresi 27. ayette geçmekledir.

RAFEDDİN: (Ar.) Er. - İslam dininin vermiş olduğu acıma, esirgeme duygusu. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

RAFIZ: (Ar.) Er. - Bırakan, salıveren.

RÂFİ: (Ar.) Er. - Kaldıran, yücelten, yükselten. Allah'ın isimlerinden, (bkz. Abdürrafi'). Rafi' b. Hadic, sahabeden.

RAFİA: (Ar.) Ka. - Her çeşit ayaklık ve destek.

RAFİH: (Ar.) Er. - Rahat ve huzurlu yaşayan.

RAĞIB: (Ar.) Er. - Arzulu, isteyen, rağbet eden. - Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır.

RAĞİBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Rağıb).

RAĞBET: (Ar.) Ka. - İstek, arzu. İstekle karşılama.

RAHATEFZA: (a.f.i.) - Rahat artıran. Türk müziğinin bileşik makamlarından. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

RAHDAN: (Fars.) Er. - Yol bilen.

RAHE: (Ar.) Ka. - Avuç içi, el ayası.

RAHİ: (Ar.) Er. - Rahat, huzurlu, dingin.

RAHİLE: (Ar.) Ka. - Rahat, sakin.

RAHİM: (Ar.) Er. - Esirgeyen, acıyan, koruyan, merhametli. Kur'an'da 220 yerde zikredilmiştir. Allah'ın isimlerinden, (bkz. Abdürrahim).

RAHİME: (Ar.) Ka. - Hafif sesli, latif konuşan kadın demektir, (bkz. Rahim).

RAHİYE: (Ar.) Ka. - Bal arısı.

RAHMAN: (Ar.) Er. - Bütün canlılara merhamet eden, koruyan. Kur'an-ı Kerim'de 55'ten fazla yerde zikredilmiştir. Yine Kur'an-ı Kerim'in 55. suresinin adıdır. - Allah'ın isimlerinden "abd" takısı alarak isim olarak kullanılır, (bkz. Abdürrahman).

RAHMANİ: (Ar.) Er. - Allah'tan gelen, kutsal, Allah'a özgü.

RAHMET: (Ar.). - Acıma, esirgeme, koruma, yarlığama. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

RAHMETİ: (Ar.) Er. - Rahmetle ilgili.

RAHMETULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın esirgemesi, koruması.

RAHMİ. (Ar.) Er. - Acımayla ilgili.

RAHMİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Rahmi).

RAHŞAN: (Fars.) Ka. - Parıltılı. Işıltı.

RAHŞENDE: (Fars.) Ka. - Parıldayan, parıldayıcı.

RAİD: (Ar.) Er. - Gürleyen, gürüldeyen.

RAİDE: (Ar.) Ka. - Gürleyen bulut.

RAİF: (Ar.) Er. - Acıması olan, merhametli.

RAİFE: (Ar.) Ka. - (bkz. Raif).

RAİK: (Ar.) Er. - Sade, saf, halis.

RAİKA: (Ar.) Ka. - Sade, saf, katışıksız.

RAKIM: (Ar.) Er. - Yazan, çizen. -Yükselti.

RAKİ: (Ar.) Er. - Namazda eğilen, rüku' eden. Kur'an-ı Kerim'de 4 yerde bu anlamda zikredilmiştir.

RAKÎB: (Ar.) Er. - Herhangi bir alanda üstünlük sağlamaya çalışan taraflardan herbiri. Koruyucu. "Görüp gözeten" Allah'ın isimlerinden.

RAKİD: (Ar.) Er. - Hareketsiz, durgun, yavaş.

RAKİDE: (Ar.) Ka. - Durgun, sessiz, hareketsiz.

RAKİK: (Ar.) Er. 1. İnce. Yufka yürekli. 2. Köle veya cariye.

RAKİKA: (Ar.) Ka. - (bkz. Rakik).

RAM: (Fars.) Er. - İtaat eden, boyun eğen, kendisini başkasının emrine bırakan. -İki isimlerde kullanılır. Ramcan, Ramcanan gibi.

RAMAZAN: (Ar.) Er. - Hicri (kameri) ayların dokuzuncusu, oruç ayı. Kur'an'da Bakara suresi 185. ayette ismi geçen ay ismi.

RAMİ: (Ar.) Er. - Atan, atıcı.

RAMİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Rami).

RAMİZ: (Ar.) Er. 1. Akıllı, zeki. 2. İşaretlerle simgelerle gösteren.

RAMİZE: (Ar.) Ka. - (bkz. Ramiz).

RÂNÂ: (Ar.) Ka. 1. Güzel, hoş latif, parlak. Çok iyi, çok ala. 2. Arapça'da "er'an" kelimesinin mücnnesi olup "ahmak, sünepe kadın" demektir. Erkek adı olarak da kullanılır.

RASÂFET: (Ar.) Ka. - Sağlamlık, dayanıklılık.

RASÂNET: (Ar.) Ka. - Sağlamlık, dayanıklılık, melanet.

RASİ: (Ar.) Er. - Kımıldamayan, oynamayan, sabit. Lenger atmış olan, demir üzerinde bulunan gemi.

RASİA: (Ar.) Ka. - Kabara. Kabara gibi yer yer konulan süs.

RASİF: (Ar.) Er. 1. Sağlam dayanıklı. 2. Denizin yüzüne çıkmış kayalar. 3. Taş, temel, rıhtım.

RASİFE: (Ar.) Ka. - Rıhtım, su içine yapılan set.

RASİH: (Ar.) Er. 1. Sağlam, temeli güçlü, dayanıklı. 2. Bir bilimde, özellikle din alanında çok derinleşmiş olan (kimse). Kur'an'da Rasihûn olarak geçer.

RASİHA: (Ar.) Ka. - (bkz. Rasih).

RÂSİM: (Ar.) Er. - Resim yapan.

RÂSİME: (Ar.) Ka. 1. Âdet, töre. Merasim, tören. 2. Formalite.

RASİN: (Ar.) Er. - Sağlam, dayanıklı, güçlü.

RASİYE: (Ar.) Ka. - Büyük dağ.

RAST: (Fars.) 1. Sağ. 2. Haklı, doğru. Uygunluk. 3. Türk müziğinin en eski makamlarından. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

RASTAN: (Fars.) Er. - Doğru olanlar, haklı olanlar, haklılar.

RASTBİN: (Fars.) - Herşeyin doğrusunu gören. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

RASTİ: (Fars.) Er. - Doğruluk, gerçeklik, istikamet.

RASTKÂR: (Fars.) Er. - Doğru adam.

RAŞAN: (Ar.) Ka. - Titreme, titreyiş.

RAŞİD: (Ar.) Er. 1. Olgun, ergin, akıllı. 2. Doğru yolda olan. 3. Hak din olan İslam'ı kabul eden. Kur'an'da Hucurat suresi ayet 7'de geçmektedir. Ayrıca 4 halife için Raşid halifeler denmiştir. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

RAŞİDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Raşid).

RATİB: (Ar.) Er. 1. Sıralayan, düzenleyen (kimse). 2. Sabit, sağlam, yerleşmiş. - Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır.

RATİBE: (Ar.) Ka. - (bkz. Ratib).

RAUF: (Ar.) Er. - Esirgeyen acıyan, çok merhametli. - Allah'ın isimlerinden. "Abd" takısı alarak kullanılır. -(bkz. Abdürrauf). Kur'an-ı Kerim'de 10'dan fazla yerde geçmektedir.

RAUFE: (Ar.) Ka. - (bkz. Rauf).

RAVEND: (Fars.) Er. - Kökleri ve sapları ilaç olarak kullanılan karabuğdaygillerden bir bitki.

RAVZA: (Ar.) Ka. - Çimeni, ağacı bol olan yer, bahçe. Ravza-i Mutahhara; Rasulullah'ın medfun olduğu mekan.

RAYET: (Ar.) - Bayrak. Sancak. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

RAYİHA: (Ar.) Ka. - Güzel koku.

RAYİHAN: (a.f.i.) Er. - Han bayrağı, han sancağı.

RÂZÎ: (Ar.) Er. - Boyun eğen, kabul eden, rıza gösteren. İslam dünyasında meşhur bir isimdir.

RAZİYE: (Ar.) Ka. - Kabul eden, rıza gösteren, boyun eğen.

REBAB: (Fars.) Ka. 1. Bir çeşit kemençe. 2. Arapça'da dostlar anlamına gelir. Hz. Hüseyin'in hanımının ismidir

REBİ: (Ar.) Er. - Bahar, ilkyaz.

REBİA: (Ar.) Ka. - (bkz. Rebi).

REBİYE: (Ar.) Ka. 1. Kış sonlarında yapılan ekim. 2. Eskiden ozanların bahara girerken büyüklere sundukları kaside.

RECA: (Ar.) Er. - Umut, umma. İstek, dilek.

RECAİ: (Ar.) Er. - İsteyen, rica eden, yalvaran. Allah'a yalvaran. As-hab'ın kullandığı isimlerdendir.

RECEP: (Ar.) Er. 1. Hicri kameri ayların yedincisi, üç ayların ilki. 2. Gösterişli, haybetli.

REFAH: (Ar.) Ka. - Bolluk, rahatlık, sıkıntı içinde olmamak.

REFAHET: (Ar.) Ka. - Bolluk, gürlük.

REFAKAT: (Ar.) Ka. - Refildik arkadaşlık, yoldaşlık.

REFET: (Ar.) Er. - Acıma, merhamet etme, esirgeme. Kur'an-ı Kerim'de Nur suresi ayet 2 ve ve Hadid suresi 27. ayette geçmektedir.

REFETTİN: (Ar.) Er. - (bkz. Rafeddin).

REFHAN: (Ar.) Ka. - Varlık içinde yaşayan.

REFİ: (Ar.) Er. - Yüksek, yüce, saygın.

REFİA: (Ar.) Ka. - (bkz. Refı).

REFİG: (Ar.) Er. - Bolluk ve rahat içinde geçinen.

REFİH: (Ar.) Er. - (bkz. Refhan).

REFİHA: (Ar.) Ka. - (bkz. Refih).

REFİK: (Ar.) Er. 1. Arkadaş, yol arkadaşı, yoldaş. Muavin, yardımcı. 2. Koca. 3. Ortak. 4. Mesleğe yeni giren kimsenin rehber olarak tanıdığı kişi. Kur'an'da geçen bir isimdir.

REFİKA: (Ar.) Ka. - Eş, kan, zevce.

REFREF: (Ar.) 1. İnce, yumuşak kumaş. 2. Kenar saçağı. 3. Döşek, döşeme, minder, yastık. 4. Kuşu çok olan çimenlik. 5. Dallan salkım salkım olan ağaç. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

REFTAR: (Fars.) Ka. - Salınarak, edalı yürüyüş.

REGAİP: (Ar.) 1. Çok istek gören, beğenilen. 2. Armağanlar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

REHA: (Fars.) Er. 1. Kurtulma, kurtuluş. 2. (Ar.) Bolluk, genişlik, varlık.

REHAMET: (Ar.) Ka. - Sesin ince, yavaş ve tatlı olması.

REHASET: (Ar.) Ka. 1. Tazelik, yumuşaklık. 2. Ucuzluk.

REHAVİ: (Fars.) Er. - Türk müziğinin en eski birleşik makamı.

REHAYİ: (Fars.) - Kurtulma, necat. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

REHBER: (Fars.) Er. - Yol gösteren, kılavuz.

REİS: (Ar.) Er. - Başkan, baş.

REKÂNET: (Ar.) Ka. - Ağırbaşlılık, gururluluk.

REKİN: (Ar.) Er. - Gururlu, ağırbaşlı. Yüce, yüksek.

REKİNE: (Ar.) Ka. - (bkz. Rekin).

REKİZ: (Ar.) Er. 1. Gizli, gömülü define. 2. Sağlam, adamakıllı.

REMİDE: (Fars.) Ka. - Ürkmüş, korkmuş.

REMİZ: (Ar.) Er. l. İşaret, meramını isteğini işaretle ifade etme. 2. Alamet, amblem.

REMZİ: (Ar.) Er. - Remizle ilgili, remze ait, sembolik, simgesel.

REMZİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Remzi).

RENÂN: (Ar.) Er. - İnleyen, çınlayan.

RENGİDİL: (Fars.) Ka. - Türk müziğinde bir makam.

RENGİN: (Fars.) Ka. 1. Renkli, parlak renkli. 2. Güzel, hoş. Süslü.

RENGİNAR: (Tür.) Ka. - Nar renginde olan.

RESÂ: (Fars.) Ka. - Yetişen, yetiştiren, erişen.

RESAİ: (Ar.) Er. - Süsler, süs.

RESAN: (Fars.) - Erişenler, yetişenler, ulaşanlar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

RESANE: (Fars.) Ka. - Özlem, hasret.

RESANET: (Ar.) Ka. - Sağlamlık, metanet.

REŞAT: (Fars.) Er. - Layık, değer, yakışır.

REŞİDE: (Fars.) Ka. - Yetişmiş, olgunlaşmış, ermiş.

RESMİ: (Ar.) Er. 1. Devletle ilgili olan. 2. Törenle yapılan. 3. Çok ciddi.

RESMİGÜL: (Fars.) Ka. - Gül gibi güzel, gül biçiminde.

RESMİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Resmi).

RESUL: (Ar.) Er. - Bir kimsenin sözünü başka bir kimseye tebliğ eden kişi. Elçi, Allah elçisi peygamber. Yeni bir kitap ve şeriatle gönderilen peygamber.

RESULHAN: (a.f.i.) Er. - Hükümdarların elçisi.

REŞAD: (Ar.) Er. 1. Doğru yolda, hak yolda yürüme. 2. Sultan Reşad; Osmanlı son dönem padişahlarındandır. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

REŞİD: (Ar.) Er. 1. Cenab-ı Hakk'ın isimlerinden. 2. İyi ve doğruyu seçebilen, malını idare gücü olan, rüşd yaşına ulaşmış akil ve baliğ (kişi) ergin, erişkin. 3. Akıllı hareket eden doğru yolda giden. - Abdürreşid olarak kullanılır. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

REŞİDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Reşid).

REŞİDUDDİN:  (Ar.) Er. - Dinin akıllı kişisi, dini olgunluğa ulaşmış kişi.

REŞİK: (Ar.) Er. - Uzun boylu, yakışıklı.

REVA: (Fars.) Er. - Yakışır, uygun, yerinde.

REVAH: (Ar.) Er. 1. Bir şeyi elde etmeden doğan neşe. 2. Güneş battıktan sonra gece oluncaya kadar geçen zaman.

REVAHA: (Ar.) Ka. - (bkz. Revah). Ünlü sahabi Abdullah b, Revaha'nın babası.

REVAHİ: (Ar.) Er. - Bal arıları.

REVAİD: (Ar.) Er. - Gürleyen bulutlar.

REVAN: (Fars.) 1. Akan, su gibi akıp giden. 2. Ruh, can. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

REVHA: (Ar.) Er. - Rahatlık. Gönül rahatlığı.

REVİŞ: (Fars.) Er. - Biçim, tarz, üslup. Tutum, davranış, yol.

REVNAK: (Ar.) Ka. - Parlaklık, güzellik, tazelik, süs.

REVZEN: (a.f.i.) Ka. - Pencere.

REYAN: (Ar.). - Herşeyin evveli, ilk zamanı, tazelik zamanı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

REYHAN: (Ar.) Ka. 1. Fesleğen, güzel kokulu bir süs bitkisi. 2. Rızık, geçimlik, rahmet anlamına da gelir.

REYYA: (Ar.) Ka. - Güzel koku, reyhan.

REYYAN: (Ar.) - Suya kanmış, suya doymuş. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

REZAN: (Ar.) Er. - Ağırbaşlı, gururlu.

REZZAK: (Ar.) Er. - Bütün canlıların rızkını veren , onları nimetlendiren anlamında. Allah'ın isimlerinden. "Abd" takısı alarak kullanılır, (bkz. Abdürrezzak).

REZZAN: (Ar.) Ka. - Ağırbaşlı, ağır, onurlu.

RIDVAN: (Ar.) Er. 1. Rıza, razılık, razı olma. 2. Cennet kapısında bekleyen melek. Kur'an'da 10'dan fazla yerde geçmektedir.

RIFAT: (Ar.) Er. - Yükseklik, yücelik, itibar, yüksek mertebe.

RIFKI: (Ar.) Er. - Yumuşaklık, mülayimlik, yumuşak başlılık, naziklik, tatlılık.

RIFKIYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Rıfkı).

RIZA: (Ar.) Er. - Razılık, razı olma, hoşnutluk, memnuniyet, muvafakat, kabul. Bir şeyin olmasına muvafakat etme. Kadere mukadderata boyun eğme.

RIZKULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın verdiği nimet. Nimetler veren Allah'ın kulu.

RİAYET: (Ar.) 1. Gütme, gözetme. 2. Sayma, saygı, itibar. 3. Ağırlama. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

RİCAL: (Ar.) Er. 1. Erkekler. 2. Onur sahibi kimseler.

RİKAB: (Ar.) Er. - Büyük, saygın bir kimsenin huzuru, önü. - Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır.

RİKKAT: (Ar.) Ka. - İncelik, naziklik. Sevecenlik, acıma duygusu.

RİMAYET: (Ar.) Ka. - Atıcılık, ok, kurşun, gülle gibi şeyleri almada usta.

RİNDAN: (Fars.) Ka. - Dünya işini boş görenler, alçakgönüllüler, kalenderler.

RİSALE: (Ar.) Ka. 1. Mektup. 2. Kısa yazılmış, küçük kitap. 3. Dergi, mecmua.

RİSALEDDİN: (Ar.) Er. - Dinin elçisi, peygamberi. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

RİSALET: (Ar.) Er. - Elçilik. Peygamberlik.

RİVA: (Ar.) - Suya kanmışlar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

RİYASET: (Ar.) - Reislik, başlık, baş olma, başkanlık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

RİYAZ: (Ar.) Er. - Bahçeler, ağaçlık çimenlik yerler, ravza.

RİYAZET: (Ar.) - Nefis kırma, dünya lezzetlerinden ve rahatından sakınma, perhizle, kanaatle yaşama. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

RUHAN: (Fars.) Ka. - Güzel kokan, güzel kokulu.

RUHANİ: (Fars.) Er. - Ruhla ilgili. Gözle görülmeyen.

RUHCAN: (Tür.) Er. - Ruh ve can isimlerinden bileşik isim.

RUHFEZA: (Tür.) Ka. - Yükselen ruh, yüksek ruh.

RUHİ: (Ar.) Er. - Ruhsal, ruhla ilgili.

RUHİDDİN: (Ar.) Er. - Dinin ruhu, özü. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

RUHİNUR: (f.a.i.) Ka. - Nurlu, aydınlık yüzlü.

RUHİŞEN: (a.f.i.) Ka. - Şen, neşeli, canlı kimse.

RUHİYE: ( Ar.) Ka. - (bkz. Ruhi).

RUHNEVAZ: (Fars.) Ka. 1. Ruh okşayan. 2. Türk müziğinde bir makam.

RUHSADE: (Fars.) Ka. - Yanağını, yüzüne süren, yüzünü sürmüş.

RUHSAL: (Tür.) Ka. - Ruhla ilgili olan, ruhi.

RUHSAR: (Fars.) Ka. - Yanak. Yüz, çehre.

RUHSARE: (Fars.) Ka. - (bkz. Ruhsar).

RUHSAT: (Ar.) - İzin, müsaade. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

RUHŞAN. - (Ar.) Er. - Yüce, üstün, şanlı, ruh.

RUHŞEN: (a.f.i.) Ka. - (bkz. Ruhişen).

RUHUGÜL: (Ar.) Ka. - Güzel, temiz, latif kimse, gül ruhlu.

RUHUNUR: (Tür.) Ka. - (bkz. Ruhinur).

RUKİYE: (Ar.) Ka. - Büyüleyici, sihirleyici, efsun. Peygamberimizin kızlarından birinin adıdır.

RUŞEN: (Fars.) Er. - Aydın, parlak. Belli, aşikar.

RUŞENİ: (Fars.) Er. 1. Aydınlık, açıklık. Belli olma. 2. Bir tarikatın adı. Halvetiyyenin Ruşeni kolunun kurucusu olan Aydınlı Ömer Dede'dir.

RUZAN: (Fars.) Ka. - Günler, gündüzler.

RUZİ: (Fars.) Er. 1. Gündüze ait, gündüzle ilgili. 2. Rızık, azık, kısmet, nasip.

RUZİYE: (Fars.) Ka. - Gündüze ait, gündüzle ilgili.

RÜCUM: (Ar.) Er. - Akan yıldız.

RÜÇHAN: (Ar.) Er. - Üstünlük, üstün olma.

RÜKNEDDİN: (Ar.) Er. - Dinin temel direği. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

RÜKNİ: (Ar.) Er. l. Bir şeyin en sağlam yanı. 2. Saygın, güçlü, önemli kimse

RÜKUNET: (Ar.) Ka. - Ağırbaşlılık, gururluluk.

RÜSTEM: (Fars.) Er. - Yiğit, kahraman. İran'ın ünlü pehlivanı ve savaşçısı.

RÜSTİ: (Fars.) Er. - Yiğitlik. Üstünlük. Kuvvet.

RÜSUHİ: (Ar.) Er. 1. Sağlam, güçlü. 2. Becerikli, yetenekli.

RÜŞTÜ: (Ar.) Er. - Doğru yolda olan. Akıllı, ergin.

RÜVEYDA: (Ar.) Ka. - Hoş, ince, nazik, Rüveyde.

RÜVEYDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Rüveyda).

RÜVEYHA: (Ar.) Ka. - Zariflik, incelik.

RÜVİDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Rüveyde).

RÜYA: (Ar.) Ka. 1. Uyku sırasında görülen şey, düş. 2. Hayal, umut.

RÜYET: (Ar.) - Görme, seyretme, bakma, görüş. Basiret, isabetli düşünme hassası. Kalp gözüyle manevi alemi görme, müşahade. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

RÜZGÂR: (Fars.) Er. 1. Zaman, devir. 2. Dünya, alem. 3. Talih. 4.



Logged

Konsun yine pervazlara güvercinler...Hu hu lara karışsın aminler...Mübarek akşamdır gelin ey Fatihalar... Yasinler..


İMAN ETMEK İÇİN MUCİZE GÖRMEYİ İSTEYENLER


Olanca yeminleriyle, eğer kendilerine bir ayet gelse, kesin olarak ona inanacaklarına dair Allah’a yemin ettiler. De ki: “Ayetler, ancak Allah katındadır; onlara (mucizeler) gelse de kuşkusuz inanmayacaklarının şuurunda değil misiniz? (En’am Suresi, 109)

Bir de derler ki: “Rabbinden üzerine bir ayet (mucize) indirilse ya!..” De ki: “Gayb yalnızca Allah’indir, siz bekleyedurun; ben de sizlerle birlikte bekleyenlerdenim.” (Yunus Suresi, 20)

Ve derler ki: “Ona bir melek indirilmeli değil miydi?” Eğer bir melek indirilseydi, elbette iş bitirilmiş olurdu da sonra kendilerine göz açtırılmazdı.(En’am Suresi.8!)

“Ona Rabbinden bir ayet indirilmeli değil miydi?” dediler. De ki: Şüphesiz Allah, ayet indirmeye güç yetirendir.” Ama onların çoğu bilmezler. (En’am Suresi, 37)
insirah_
Özel Üye
*

Cinsiyet: Bay

Rep Gücü: 9
Karizması : 468


Mesaj Sayısı: 1178

Açtığı Konular:244

baffi_ Uyku Hafif Bir Ölüm ,Ölüm Ağır Bir Uykudur.





100% Tamamlandi

Takımım:
Üye ID: 65699

Nerden: İstanBuL
Aktiflik
Seviye
Deneyim
Favori Hayvanım

WWW
Durumum:

Online Online

« Yanıtla #19 : 21 Haziran 2008, 03:06:34 »

S

SAAD: (Ar.) Er. - Mutluluk, kutluluk.

SAADEDDİN: (Ar.) Er. - Dinin uğurlu ve kutlu kişisi. - Türk dil kuralı açısından "d/l" olarak kullanılır.

SAADET: (Ar.) Ka. - Mutluluk, kutluluk, bahtiyarlık.

SABA: (Ar.) Er. - Gündoğusundan esen hafif rüzgar. Türk müziğinin en eski makamlarından.

SABAH: (Ar.) - Gündüzün ilk saatleri, günün başlangıcı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SABAHADDİN: (Ar.) Er. - Dinin güzelliği. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.

SABÂHAT: (Ar.) Ka. - Güzellik, letafet.

SABAHNUR: (Ar.) Ka. - Sabah ışığı, aydınlığı.

SABBAR: (Ar.). 1. Çok sabırlı. 2. Atlas çiçeği. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SABİ: (Ar.) Er.-Yedinci.

SABİA: (Ar.) Ka. - (bkz. Sabi).

SABİH: (Ar.) Er. - Güzel, şirin.

SABİHA: (Ar.) Ka. - Güzel, latif, şirin.

SABİHAT: (Ar.) Ka. 1. Gemiler. 2. Yıldızlar. 3 İmanlıların ruhları.

SABİR: (Ar.) Er. 1. Sabreden, tahammül eden, Katlanan sabırlı. 2. Acele etmeyen.

SÂBİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Sabır).

SABİT: (Ar.) Er. 1. Değişmeyen, kımıldamayan. 2. Kanıtlanmış, anlaşılmış.

SABİTE: (Ar.) Ka. 1. Hareket etmeyen yıldız, gezegen olmayan yıldız. 2. Matematik formülünde değeri değişmeyen miktar.

SABİYE: (Ar.) Ka. - Küçük kız çocuğu, küçük kız.

SABRİ: (Ar.) Er. - Sabırla ilgili, sabra ilişkin.

SABRİNNİSA: (Ar.) Ka. - Kadınların sabırlısı.

SABRİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Sabri).

SACİD: (Ar.) Er. - Secde eden, alnını yere koyan.

SACİDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Sacid).

SAÇI: (Tür.) Ka. - Düğün armağanı. Gelinin başına saçılan şeker, arpa, para gibi şeyler.

SA'D: (Ar.) Er. - Kutlu, uğurlu. İyilik, kuvvetlilik. Ashab isimlerinden, Sa'd b. Ebi Vakkas. Aşere-i Mübeşşere (Cennetle müjdelenmiş olanlar) dandır.

SADA: (Ar.) Ka. - Ses, yankı.

SADAK: (Tür.) Er. 1. Ok koymaya yarayan meşin torba. 2. Sabah yeli.

SADAKAT: (Ar.) Dostluk, içten bağlılık, doğruluk, vefalılık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SADBERK: (Fars.) Ka. 1. Yüz yapraklı, katmerli. 2. Katmerli bir gül türü.

SADEDDİN: (Ar.) Er. - (bkz. Saadeddin).

SADEDİL: (a.f.i.) Ka. 1. Temiz yürekli. 2. Saf, bön.

SADEGÜL: (a.f.i.) Ka. - Bir gül kadar sade, temiz ve güzel.

SÂDERU: (a.f.i.) Er. - Genç delikanlı.

SADEYN: (Ar.). 1. "İki uğurlular". 2. Venüs (Zühre) ile Jüpiter (Müşteri) gezegenleri. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SÂDIK: (Ar.) Er. - Doğru gerçek hakiki, yalan olmayan, sahte olmayan. Sadakatli, samimi, bağlı.

SÂDIKA: (Ar.) Ka. - (bkz. Sadık).

SÂDIR: (Ar.) Er. - Hayrette kalan, şaşıran.

SADIRAY: (Ar.) Er. - (bkz. Sadır).

SADİ: (Ar.) Er. - Mutlulukla, uğurla ilgili, uğurlu.

SADİS: (Ar.) Er. - Altıncı.

SADİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Sadi).

SADREDDİN: (Ar.) Er. - Dinin önderi, başı, ileri kişisi.

SADRİ: (Ar.) Er. 1. Göğüsle ilgili, göğse ait. 2. Anneye nisbetle çocuk.

SADRİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Sadri).

SADULLAH: (Ar.) Er. - Tanrının kullu, talihli kıldığı kimse.

SADUN: (Ar.) Er. - Mübarek, kutlu, uğurlu.

SAFA: (Ar.) Er. 1. Üzüntü ve kederden uzak olma, endişesizlik, rahat huzur, iç ferahlığı. 2. Eğlence. 3. Saflık, berraklık.

SAFBESTE: (a.f.i.) Er. - Saf bağlanmış, sıra sıra dizilmiş.

SAFDER: (Ar.) Er. - Düşman saflarını yaran, yiğit.

SAFER: (Ar.) Er. l. Hicri takvimde ikinci ay, sefer. 2. Temiz yürekli, dürüst kimse.

SAFEVİ: (Ar.) Er. - Safı adındaki kimsenin soyundan olan, Fars hükümdarı Şah İsmail'in soyu.

SAFFET: (Ar.) Er. - Saflık, temizlik, arılık, (bkz. Safvet).

SAFİ: (Ar) Er. 1. Katışıksız, katıksız, halis, temiz. 2. Yalnız, sadece, sırf. 3. Kesintilerden sonra kalan kısım, net.

SAFİGÜL: (a.f.i.) Ka. - Gül gibi, katıksız, saf, duru, temiz.

SAFİH: (Ar.) Er. 1. Gökyüzü. 2. Yassı ve düz halde bulunan şey.

SAFİHA: (Ar.) Ka. - Yassı düz ve geniş yüz, levha. Levha halinde bulunan maden, saç.

SAFİNAZ: (Fars.) Ka. - Çok nazlı, çok naz eden.

SAFİNUR: (Ar.) Ka. - Çok nurlu, çok aydınlık, temiz kimse.

SAFİR: (İbr.) - Mavi renkli, değerli bir süs taşı, göktaşı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SAFİRE: (Ar.) Ka. 1. İnce güzel ses. 2. Islık.

SAFİYE: (Ar.) Ka. - Katışıksız, katıksız, halis, temiz. Saflık, halislik.

SAFİYET: (Ar.) Ka. - Saflık, temizlik, masumluk.

SAFİYULLAH: (Ar.) Er. 1. Temiz yürekli. 2. Hz. Âdem'in lakabı.

SAFİYÜDDİN: (Ar.) Er. - Dini temiz, dini pak.

SAFVET: (Ar.) Er. - Saflık, temizlik, paklık, arılık, halislik.

SAFVETULLAH:  (Ar.) Er. - Hz. Muhammed (s.a.s)'in isimlerinden.

SAFZEN: (a.f.i.) Er. - (bkz, Safder).

SAĞAN: (Tür.) Er. - Hızlı uçan, uzun dar kanatlı küçük kuş.

SAĞANALP: (Tür.) Er. - (bkz. Sağan).

SAĞBİLGE: (Tür.) Er. - Hekim, doktor.

SAĞCAN: (Tür.) Er. - Sağlıklı kimse.

SAĞINÇ: (Tür.) Er. - Emel, istek, amaç, düşünce.

SAĞIT: (Tür.) Er. - Silah.

SAĞLAM: (Tür.) Er. 1. Hasta veya sakat olmayan. Kolayca hasara uğramayan, bozulmayan, dayanıklı. 2. Doğru, gerçek, sahih. 3. Güvenilir, emin. 4. Mutlaka, muhakkak, herhalde.

SAĞLAMER: (Tür.) Er. - (bkz. Sağlam).

SAĞMAN: (Tür.) Er. - Sağlıklı kim­se. Eksiksiz, kusursuz, güvenilir kim­se.

SAĞUN: (Tür.) Er. - Saygın, kutsal.

SAHABE: (Ar.) Er. 1. Sahipler, sahip çıkanlar, tutanlar. 2. Asr-ı saadet döneminde yaşamış ve Hz. Muhammed'i görmüş mü'min kimse.

SAHABET: (Ar.) Ka. - Sahip çıkma. Koruma, arka olma, yardım etme.

SAHAVET: (Ar.) Er. - El açıklığı, cömertlik.

SAHBA: (Ar.) Ka. 1. Al, kızıl. 2. Şarap, kırmızı şarap.

SAHİBE: (Ar.) Ka. 1. Sahip. Koruyan, gözeten. 2. Bir iş yapmış olan. 3. Herhangi bir niteliği olan.

SAHİBKIRAN: (f.a.i.) Er. 1. Her zaman basan, üstünlük kazanan hükümdar. 2. Ünlü bir çeşit lale.

SAHİL: (Ar.) Ka. - Deniz, nehir, göl kıyısı.

ŞAHİN: (Ar.) Er. 1. Kadın. 2. Sık. Katı, pek.

ŞAHİNE: (Ar.) Ka. - (bkz. Şahin).

SAHİR: (Ar.) Er. - Gece uyumayan, uykusuz.

SAHİRE: (Ar.) Ka. 1. Geceleri uyumayan, uykusuz. 2. Büyücü, büyüleyici güzel.

SAHRA: (Ar.) Ka. - Kır, ova, çöl.

SAHRE: (Ar.) Er. - Kaya. Kütle.

SAHRETULLAH: (Ar.) Er. - Beytü'l-Makdis'de Beni İsrail peygamberlerinin ibadet ettikleri meşhur kaya. Hz. Peygamber (s.a.s) Miraç gecesinde semaya buradan çıkmıştır.

SAHUR: (Ar.) Er. 1. Gece uyanıklığı, uykusuzluk. 2. Ay ağılı, hale. Dünya'nın Ay'a düşen, Ay tutulmasını meydana getiren gölgesi.

SAİB: (Ar.) Er. - Hedefe doğru ulaşan. İsabetli olan, doğru olan, hata etmeyen. - Türk dil kuralı açısından "b/p" olarak kullanılır.

SAİD: (Ar.) Er. - Mübarek, kutlu, uğurlu. Mübarek, mesut. Sevap kazanmış, Allah katında makbul tutulmuş. Sahabe isimlerinden

SAİDE: (Ar.) Ka. - (bkz. Said).

SAİK: (Ar.) Er. - Sevk eden, götüren. Süren sürücü.

SAİKA: (Ar.) Ka. - (bkz. Saik).

SÂİM: (Ar.) Er. - Oruç tutan kimse, oruçlu.

SÂİME: (Ar.) Ka. - (bkz. Saim).

SAİR: (Ar.) Er. - Seyreden, hareket eden, yürüyen.

SAİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Sair).

SÂKIB: (Ar.) Er. 1. Delen, delik açan. 2. Çok parlak. - Türk dil kuralı açısından "b/p" olarak kullanılır.

SAKIBA: (Ar.) Ka. 1. Parlak, ışıklı. 2. Delen, delik açan.

SAKİ: (Ar.) Er. - Su veren, su dağıtan. Kadehle içki sunan.

SAKİN: (Ar.) Er. 1. Hareketsiz olan, oynamayan. 2. Uslu kendi halinde yavaş. 3. Bir yerde yerleşen, oturan.

SAKİNE: (Ar.) Ka. 1. Hareketsiz, kımıltısız, durgun. Sessiz. 2. Heyecanı veya kızgınlığı olmayan.

SAKMAN: (Tür.) Er. 1. Uyanık, akıllı kimse. 2. Sessiz sakin kimse.

SALABET: (Ar.) 1. Peklik, katılık, sağlamlık. 2. Manevi kuvvet, dayanma. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SALAH: (Ar.) Er. 1. Düzelme, iyileşme, iyilik. 2. Barış. 3. Dine olan bağlılık.

SALAHADDİN: (Ar.) Er. - Dinine bağlı kimse. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılmakladır.

SALAR: (Fars.) Er. - Baş, kumandan, başbuğ, önder.

SALÂT: (Ar.) Er. - Namaz.

SALCAN: (Tür.) Er. - (bkz. Salar).

SALDAM: (Tür.) Er. - Ciddilik, ağırbaşlılık.

SALİH: (Ar.) Er. 1. Yarar, yakışır, elverişli, uygun. Salahiyeti bulunan, yetkili. 2. Dinin emir ve yasaklarına uyan, iyi ahlak sahibi, muttaki.

SÂLİHA: (Ar.) Ka. - Dinin emir ve yasaklarına uyan, iyi ahlak sahibi (kadın). - (bkz. Salih).

SALIK: (Tür.) Er. - Haber, bilgi. Haberci.

SALIKBEY: (Tür.) Er. - (bkz. Salık).

SALİM: (Ar.) 1. Hasta veya sakat olmayan, sağlam. 2. Ayıpsız, kusursuz, noksansız. 3. Korkusuz, endişesiz, emin. 4. Aruzda cüzlerinden hiçbiri zihafa uğramayan vezin.

SALİME: (Ar.) Ka. - (bkz. Salim).

SALİSE: (Ar.) Ka. 1. Üçüncü. 2. Saniyenin altmışta biri. 3. Binbaşılık derecesinde mülki rütbe.

SALKIM: (Tür.) Ka. - Üzüm gibi birçoğu bir sap üzerinde bir arada bulunan yemiş. Üzerinde kısa saplı dallar bulunan çiçek. Akasya.

SALMAN: (Tür.) Er. - Başıboş, serbest, özgür.

SALTAR: (Tür.) 1. Tek, yalnız. 2. Yalnız başına giden. 3. Temiz, saf. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SALTI: (Tür.) Er. - Gezgin, yolculuk eden.

SALTIK: (Tür.) Er. 1. Kendi başına var olan, bağımsız, koşulsuz, mutlak. 2. Salıverilmiş, bırakılmış, azat edilmiş, özgür.

SALTUK: (Tür.) Er. - Erzurum ve yöresinde Selçuklular devrinde Saltuklular beyliğini kuran Türk beyi Emir Saltuk (1072).

SALTUKALP: (Tür.) Er. -(bkz. Saltık).

SALUR: (Tür.) Er. 1. Kılıç. 2. Oğuzların Üçok boyuna bağlı bir Türk kabilesi.

SALVECÂR: (Ar.) Er. - Çevgan, cirit oynanılan eğri sopa.

SAMAHAT: (Ar.) Ka. - Cömertlik, el açıklığı, iyilikseverlik, (bkz. Semahat).

SAMAN: (Fars.) Er. 1. Zenginlik. Rahat, dinç. 2. Düzen.

SAMED: (Ar.) Er. - Ezeli, ebedi ve yüce olan ve hiç kimseye veya şeye ihtiyacı olmayan, mutlak malik olan yüce Allah. - Allah'ın isimlerindendir. "abd" takısı almadan kullanılmaz. Abdüssamed.

SAMİ: (Ar.) Er. 1. İşiten, duyan dinleyen. Dinleyici. 2. Yüksek, yüce.

SÂMİA: (Ar.) Ka. - İşitme duygusu, hissi.

SAMİH: (Ar.) Er. - Cömert, eli açık.

SAMİHA: (Ar.) Er. - (bkz. Samih).

SAMİM: (Ar.) Er. - Bir şeyin merkezi, içi, asli kısmı.

SAMİME: (Ar.) Ka. - (bkz. Samim).

SAMİN: (Ar.) Er. - Sekizinci.

SAMİR: (Ar.) Er. - (bkz. Samire).

SAMİRE: (Ar.) Ka. - Meyveli, meyva veren.

SAMİYE: (Ar.) Ka. - Yüksek, yüce.

SANAÇ: (Tür.) - Dağarcık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SÂNAHÂT: (Ar.) - Çok düşünmeden fikre doğan, akla gelen şeyler. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SANAK: (Tür.) Er. 1. Kısa zaman, az süre. 2. Fikirsiz, düşüncesiz.

SANAL: (Tür.) Adın duyulsun, ün kazan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SANALP: (Tür.) Er. - (bkz. Sanal).

SANAT: (Ar.) - Sanat, ustalık, hüner, marifet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SANAY: (Tür.) - Ay san. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SANBAY: (Tür.) Er. - Ünlü kimse.

SANBERK: (Tür.) Er. - Gücüyle tanınmış, ün yapmış.

SANCAKTAR: (Tür.) Er. - Sancak taşıyan kimse. Sancak taşıma görevlisi.

SANCAR: (Tür.) Er. 1. Kısa kama. 2. Saplar, batırır, yener. 3. Selçuklu sultanlarından birisinin adı.

SANEM: (Ar.) 1. Put. 2. Çok güzel kadın. - İsim olarak kullanılmaz.

SANER: (Tür.) Er. - Ünlü, tanınmış kimse.

SANEVBER: (Ar.) Ka. 1. Çam fıstığı. Çam fıstığı kozalağı. 2. Sevgilinin boyu-posu.

SÂNEVİ: (Ar.) Er. - İkinci.

SANİ: (Ar.) Er. 1. İkinci. 2. Yapan, işleyen, meydana getiren. 3. Yaratan. Allah'ın isimlerinden. Saniullah veya Abdüssani şeklinde isim olur.

SANİA: (Ar.) Ka. - Düzme, uydurma iş, tuzak, hile.

SANİH: (Ar.) Er. - Zihin ve düşüncede oluşup çıkan, fikre doğan.

SANİHA: (Ar.) Ka. - (bkz. Sanih).

SANİYE: (Ar.) Ka. 1. Bir dakikanın veya derecenin altmışta biri. 2. İkinci derecede mülki rütbe.

SANNUR: (Tür.) Ka. - Nurlu, ışıklı, güzel.

SANVER: (Tür.) Er. - (bkz. Sanal).

SARA: (İbr.) Ka. 1. Prenses. 2. (Fars.) Hz. İbrahim'in hanımı. 3. Halis, katkısız, temiz.

SARAÇ: (Ar.) Er. 1. Koşum, eğer takımlarıyla benzeri şeyler yapan veya satan kimse. Meşin üzerine süsleme yapan kimse. 2. Sirac kelimesinin değişikliğe uğramış şekli. Kandil.

SARAHAT: (Ar.) - Açıklık, ibarede açıklık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SARÂMET: (Ar.) Er. - Yiğitlik.

SÂRBAN: (Fars.) Er. - Deve sürücüsü. Deveci.

SARÇE: (Fars.) Ka. - Serçe.

SARDUÇ: (Tür.) Er. - Bülbül.

SARGAN: (Tür.) Er. 1. Çorak yerlerde biten bir ot. 2. Bir tür balık.

SARGIN: (Tür.) 1. Candan, içten, yürekten. 2. Çekici cazibeli. 3. Kapa­lı, puslu hava. 4. İstekli, hevesli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SARGINAL: (Tür.) Er. - (bkz. Sargın).

SARGUT: (Tür.) Er. - İhsan, bağış, ödül.

SARIALP: (Tür.) Er. - Sarışın yiğit. Ruhi Sarıalp', Türk atlet ve yönetici.

SARICABAY: (Tür.) Er. - (bkz. Sarıalp).

SARIÇİÇEK: (Tür.) Ka. 1. Sarı renkli çiçek. 2. Artvin ve çevresinde oynanan bir tür halk oyunu.

SÂRİF: (Ar.) Er. - Sarfeden, harcayan. Değiştiren.

SARİFE: (Ar.) Ka. -(bkz. Sarif).

SARİH: (Ar.) Er. 1. Açık, meydanda. Belli, hüveyda. 2. Saf, halis. Saf, halis Arap kanı (at).

SARİHA: (Ar.) Ka. - (bkz. Sarih).

SARİM: (Ar.) Er. - Keskin, kesici.

SÂRİME: (Ar.) Ka. - (bkz. Sarim).

SARKAN: (Tür.) Er. - Kovan.

SARMAŞIK: (Tür.) Ka. - Koyu yeşil renkli, değişik biçimli yapraklan olan tırmanıcı bir bitki.

SARP: (Tür.) Er. 1. Çetin, sert, şiddetli. 2. Dik, çıkılması ve geçilmesi zor.

SARPER: (Tür.) Er. - Sert, güçlü erkek.

SARPHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Sarper).

SARPKAN: (Tür.) Er. - Sert, güçlü soydan gelen.

SARRA: (Ar.) Ka. - Sevindirici, sevinçli.

SARTIK: (Tür.) Er. - Azad olunmuş, salıverilmiş, özgür.

SARU: (Tür.) Er. - Sarı benizli, tenli insan.

SARUBATU: (Tür.) Er. - Osman Beyin kardeşi.

SARUCA: (Tür.) Er. - (bkz. Sarıca).

SARUHAN: (Tür.) Er. - Harizm'den gelip Anadolu'ya yerleşen Saruhanoğulları beyliğinin kurucusu.

SARVAN: (Tür.) Er. - Deve süren, deveci.

SATI: (Tür.) Ka. 1. Satma, satış. Alışveriş. 2. Düğün armağanı.

SATIBEY: (Tür.) Er. - (bkz. Satı).

SATIGÜL: (Tür.) Ka. - (bkz. Satı).

SATIKBUĞRA: (Tür.) Er. - (bkz. Satılmış, Buğra).

SATILMIŞ: (Tür.) Er. - Uzun ömürlü olması için doğumundan önce ermişlere adanan çocuk, satı.

SATUK: (Tür.) Er. - (bkz. Satılmış).

SATVET: (Ar.) Er. - Ezici kuvvet, zorluluk.

SAV: (Tür.) 1. Söz, haber, dedikodu. İleri sürülerek savunulan düşünce. 2. Sağlam. 3. Şöhret, ün. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

SAVAŞ: (Tür.) Er. - İki taraf teşkilat, ülke veya ülkeler topluluğu arasında meydana gelen silahlı vuruşma, cenk, muharebe, harb. Doğuş, kavga. Mücadele uğraş.